Kitaplar
Bugün ömrünü ilme, irşada ve talebe yetiştirmeye adamış muhterem bir büyüğümüzü ziyaret ettik.
Kalabalık bir ortam vardı.
Belki on dakika kadar birlikte olduk.
Fakat eve dönerken zihnimde kalanlar, saatler süren nice konuşmadan daha ağırdı.
O gün bir kez daha anladım ki;
Hikmet, sözün çokluğunda değil; tesirindedir.
Kur'ân-ı Kerîm'in:
"Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten pek çok hayır verilmiştir." (Bakara, 2/269)
buyruğu adeta gözümün önünde tecelli etti.
Konuşmasının merkezinde aile vardı.
Şöyle dedi:
"Bir milletin geleceğini görmek istiyorsanız, önce aile yapısına bakın."
Bu cümle beni derinden düşündürdü.
Çünkü güçlü devletlerin temelinde güçlü aileler vardır.
Ev yıkılırsa mahalle sarsılır.
Mahalle sarsılırsa şehir…
Şehir sarsılırsa toplum…
Kur'ân'ın:
"Allah size evlerinizi huzur ve sükûn yeri yaptı." (Nahl, 16/80)
buyurması boşuna değildir.
Ev yalnızca dört duvar değildir.
Ev; güvenin, merhametin, sadakatin ve huzurun adıdır.
Bugün aileyi korumak, belki de geleceği korumaktır.
Sonra sohbet din hizmetine geldi.
Şöyle dedi:
"Hasbî olması gereken hizmetlerde dünya menfaati öne geçtiğinde ihlâs zarar görür; ihlâs zarar gördüğünde ise bereket yavaş yavaş çekilir."
Bu söz bana Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Ameller ancak niyetlere göredir." (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1)
hadisini hatırlattı.
Din hizmeti önce Allah rızası için yapılır.
Dünya gelir; fakat hedef hâline gelmez.
İnsan bazen yaptığı işten değil, yaptığı işin içine karıştırdığı niyetten kaybeder.
İhlâs azaldığında hizmet büyüse bile tesiri küçülmeye başlar.
Daha sonra öyle bir cümle kurdu ki, defterime büyük harflerle yazdım:
"Kazanmak zordur; fakat kazanılanı muhafaza etmek daha zordur."
Bu sadece mal için değildir.
İman için…
Aile için…
Dostluk için…
İlim için…
İtibar için…
Hatta insanın kendi kalbi için bile böyledir.
İnsan yıllarca emek vererek güven kazanır.
Bir yanlışla kaybedebilir.
Yıllarca ilim öğrenir.
Bir kibirle bereketini yitirebilir.
Bir aile onlarca yılda kurulur.
Fakat birkaç dikkatsiz sözle sarsılabilir.
Bu noktada İbn Haldun'un şu tespiti ne kadar da mânidardır:
"Bir medeniyeti kurmak uzun yıllar alır; yıkılması ise bazen küçük ihmallere bakar."
Aslında bu sadece medeniyetler için değil; aileler, kurumlar, dostluklar ve insanın karakteri için de geçerlidir.
Kur'ân'ın sabır, sebat ve istikamet üzerinde bu kadar durmasının hikmeti de belki budur.
Beni en çok duygulandıran sözlerinden biri ise Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında söylediği şu cümleydi:
"Müşrikler Resûlullah'ı Mekke'den çıkardılar. Siz sakın O'nu kalbinizden ve hayatınızdan çıkarmayın."
Bu söz içime işledi.
Çünkü bugün hiç kimse Efendimiz'i şehirlerden çıkaramaz.
Fakat Allah korusun…
İnsan onu kendi hayatından çıkarabilir.
Ahlâkından…
Ailesinden…
Ticaretinden…
Merhametinden…
Adaletinden…
İşte asıl kayıp budur.
Efendimiz'i sevmek yalnızca adını anmak değildir.
Onun ahlâkını yaşamak,
merhametini yaşamak,
emanetini yaşamak,
adaletini yaşatmaktır.
Sohbet bitti.
Fakat zihnimde yeni bir soru başladı.
Acaba bugün gerçekten bilgi mi arıyoruz…
Yoksa hikmet mi?
Çünkü bilgi zihni büyütebilir.
Ama hikmet kalbi büyütür.
Hazreti Ali'nin şu sözü ne kadar da derindir:
"İlim, amelle birleşmezse sahibine yük olur."
Psikolojinin önemli isimlerinden Carl Gustav Jung ise farklı bir pencereden şöyle der:
"İnsan, dikkatini vermediği şeyi sonunda kaderi zanneder."
Ne kadar düşündürücü…
Belki de bugün kader diye şikâyet ettiğimiz birçok şey, dün ihmal ettiğimiz küçük yanlışların büyümüş hâlidir.
İhmal edilen aile…
İhmal edilen ibadet…
İhmal edilen dostluk…
İhmal edilen çocuk…
İhmal edilen kalp…
Sonra insan dönüp:
"Benim kaderim buymuş."
diyor.
Oysa hikmet ehli bize sürekli aynı şeyi öğretiyor:
Dikkat et…
Muhafaza et…
İstikamet üzere kal…
Bugün birkaç dakikalık bir sohbetten elimde sadece notlarla ayrılmadım.
Şunu yeniden öğrendim:
Aileyi korumak…
İhlâsı korumak…
Kazanılan değerleri korumak…
Ve Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece dilimizde değil; kalbimizde, evimizde ve yaşayışımızda muhafaza etmek…
Belki de ömrün en büyük sermayesi budur.
İnsan bazen bir ömür konuşur; geriye birkaç cümle kalır.
Bazen de birkaç cümle söyler; geriye bir ömür yetecek hikmet bırakır.
Rabbim bizleri; aileyi muhafaza eden, ihlâsını kaybetmeyen, kazandığı değerleri koruyan, dikkatini hakikatten ayırmayan ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izini kalbinde, evinde ve hayatında yaşatan kullarından eylesin.
Mehmet Rıza ÖZACAR
Gzt arş yazar