Kitaplar
YOLDA BULDUKLARIM – 2
Tesadüf yoktur, tevafuk vardır.
Yıllar önce bir dostumla birlikte bir ilçeye gitmiştik.
Israrla otelde kalmamı istemedi.
“Hocam, benim ablamda kalacağız. Benim ablam senin de ablan sayılır.”
Akşam evlerine gittik.
Daha kapıdan girer girmez tuhaf bir şeyler olduğunu hissettim.
Evde birkaç kız çocuğu vardı. Bazılarının başı sarılı, birinin gözü şişmişti. Bazı camlar kırılmış, büfenin yerleri ve kapı kolları zarar görmüştü.
Evde yalnızca bir dağınıklık yoktu.
Evde bir korku vardı.
Dostum beni bir kenara çekti:
“Hocam, dikkatini çekti, biliyorum.”
Sonra anlattı.
Bütün bunların sebebi oğullarıymış.
Bir süre sonra annesiyle konuştum.
Gözlerimin içine baktı:
“Rıza Hocam, aslında ben yaptım.”
Anlatmaya başladı:
“Biz Anadolu insanıyız hocam. Erkek evlat çok istedik. Kızlarımız oldu. Her defasında ‘Bu sefer oğlan olur’ diye bekledik. Olmadı.
Çok baskı gördüm. Kocamın bir gün başka bir evlilik yapmasından bile korktum. Sonunda Allah’a şöyle yalvardım:
‘Ya Rabbi, ne olur bana bir erkek evlat ver. Varsın her gün beni taşlasın, kafamı kırsın… Yeter ki bana bir erkek evlat ver.’”
Sonra Allah ona bir erkek evlat vermiş.
Ama çocuk büyürken herkes onun üzerine titremiş.
Ne istediyse yapılmış.
“Hayır” denildiğinde ise evin huzuru bozulmuş.
Bir gün annesi bana şöyle dedi:
“Hocam, şimdi o günleri düşündükçe çok pişmanım. Keşke ‘Allah’ım bana bir erkek çocuk ver’ demeseydim. ‘Allah’ım, bana hayırlı olanı ver deseydim.”
Bu cümle benim zihnime kazındı.
Çünkü mesele yalnızca bir erkek çocuk istemek değildi.
Mesele, istediğimiz şeyin bize nasıl bir sonuç getireceğini bilmeden istemekti.
Psikolojide bunun önemli bir tarafı var.
Bir çocuk sürekli olarak her istediği yapılan, sınırla karşılaşmayan ve davranışlarının sonuçlarını yaşamayan bir ortamda büyüdüğünde, zamanla sınırları kabul etmekte zorlanabilir.
Çünkü hayatı yalnızca “istediğim oldu” üzerinden öğrenen çocuk, hayatın “hayır”larına hazırlıksız yakalanır.
Sevgi, çocuğun her istediğini yapmak değildir.
Bazen çocuğa söylenen en büyük sevgi cümlesi:
“Hayır.”
olabilir.
Çünkü sınır koymak sevgisizlik değil, çocuğu hayata hazırlamaktır.
Bir çocuğu korumakla onu hayatın bütün sonuçlarından korumak aynı şey değildir.
Çocuğun yerine sürekli siz yaparsanız, kendi başına yapmayı öğrenemez. Her hatasında müdahale ederseniz, hata yaparak öğrenme fırsatını kaybeder.
Ama bunun karşıtı da doğru değildir.
Aşırı baskı, sürekli eleştiri ve çocuğun iradesini yok saymak da sağlıklı değildir. Bunlar çocukta öfke, isyan, saldırganlık veya yetersizlik duygularını besleyebilir.
Asıl olan dengedir.
Gerektiğinde yardım edeceksiniz.
Sonra geri çekileceksiniz.
Kendi yapmasına fırsat vereceksiniz.
Yanılırsa hemen onun yerine yapmayacaksınız.
Düştüğünde kaldıracaksınız; ama onun yerine yürümeyeceksiniz.
Gerektiğinde uygun davranışını takdir edecek, yanlış davranışının doğal sonucuyla karşılaşmasına da izin vereceksiniz.
Ve ona şu duyguyu vereceksiniz:
“Sen bunu yapabilirsin. Ama zorlanırsan, bana danışabilirsin.”
İşte sağlıklı ebeveynlik biraz da budur.
Çocuğu kendimize bağımlı hâle getirmek değil;
kendi ayakları üzerinde durabilecek hâle getirmek.
Çünkü çocuğa bırakabileceğimiz en büyük miras, onun adına yaptığımız işler değil;
kendi başına yapabileceğine dair kazandırdığımız inançtır.
Kur’an bize insanın bu hâlini çok açık anlatıyor:
“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır. Olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara, 2/216)
İnsan bazen çok istediği şeyin peşinden gider.
Ama insanın bilgisi sınırlıdır.
Bugün nimet gibi görünen bir şey, yarın ağır bir imtihana dönüşebilir.
Bu yüzden dua ederken yalnızca:
“Allah’ım, bunu bana ver.”
demek yerine:
“Allah’ım, benim için hayırlıysa ver. Değilse benden uzaklaştır. Bana altından kalkabileceğim hayırlı olanı nasip et.”
diyebilmek gerekir.
Çünkü biz isteriz.
Allah ise sonucu bilir.
O anne bana bir şey daha öğretti:
Dua ederken bile haddimizi bilmeliyiz.
Çünkü biz geleceği bilmiyoruz.
Belki de en güzel dua şudur:
“Allah’ım, istediğimi değil; hakkımda hayırlı olanı nasip et. Bana verdiğin nimetin altında ezilmeyeceğim, imtihanını taşıyabileceğim bir hayat ver.”
Çünkü insan bazen bir şeyi çok ister.
Sonra ona kavuşur.
Ve yıllar sonra dönüp:
“Keşke hayırlısını isteseydim.”
der.
Bu yüzden dostum;
çocuk isterken de,
ev isterken de,
iş isterken de,
makam, para veya bir insan isterken de…
Hayırlısını iste.
Çünkü insanın duası kadar,
duasının nereye götüreceğini bilmesi de önemlidir.
Ve belki hayatın en güvenli duası şudur:
“Ya Rabbi, bana istediğimi değil; benim için hayırlı olanı ver.
Hatta altından kalkabileceğim hayırlıyı ver.”
Mehmet Rıza ÖZACAR
Gzt arş yazar