Kitaplar

AYNI KAPIYI ZORLAMA

İNSAN BİR SARAYDIR

İnsan ilişkilerinde en sık yaptığımız hatalardan biri, karşımızdaki hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan hüküm vermektir.

Bir söz duyarız,

bir tavır görürüz,

bir davranışa şahit oluruz

ve çoğu zaman gerisini zihnimiz tamamlar.

“Bana selam vermedi, demek ki kırgın.”

“Beni görmezden geldi, demek ki kibirli.”

Belki de öyledir…

Ama ya değilse?

Bir hocamızın verdiği örneği hiç unutmam:

Yolda bir tanıdığa selam verirsiniz, selamınızı almaz.

O anda akla gelen ilk yorum genellikle olumsuzdur.

Hâlbuki başka ihtimaller de vardır:

Sizi görmemiş olabilir,

dalgındır,

büyük bir derdi vardır

ya da siz fark etmeden onu üzmüşsünüzdür.

Ama biz çoğu zaman bu ihtimalleri düşünmeyiz.

En kolay yolu seçer, hükmü veririz.

Sonra kırgınlıklar başlar.

Kırgınlıklar büyür.

Ve büyüyen kırgınlıklar; dostlukları, akrabalıkları, yuvaları yıkar.

Geçtiğimiz günlerde bunu bana yeniden hatırlatan bir olay yaşadım.

Bir ziyaret dönüşünde bineceğim aracı kaçırdım, başka bir otobüse binmek zorunda kaldım.

Karşımda dört yaşlarında hareketli bir çocuk ve yorgun bir baba vardı.

Çocuk sürekli konuşuyor, yerinde duramıyordu.

Baba ise zaman zaman ilgileniyor, zaman zaman uzaklara dalıyordu.

İlk bakışta insan kolayca hüküm verebilirdi:

“İlgisiz bir baba…”

“Çocuğuna vakit ayırmıyor…”

Ama alışkanlığın tersine bu kez anlamaya çalıştım.

Çocukla konuştum, babasıyla sohbet ettim.

Ve hikâye yavaş yavaş açıldı.

Meğer eşi ağır hasta imiş.

Hem çalışıyor, hem çocuğuna bakıyor, hem ailesini ayakta tutmaya çalışıyormuş.

O gün de uzun bir taziye dönüşündeymiş.

Bir tarafta hastalık,

bir tarafta evlat sorumluluğu,

bir tarafta geçim derdi,

bir tarafta ağır bir yas…

Bütün bunların arasında ayakta kalmaya çalışıyormuş.

O an düşündüm:

Ya ben sadece gördüğüm kadarıyla hüküm verseydim?

Belki de büyük bir haksızlık yapacaktım.

Yolculuğun sonunda kartımı verdim, biraz daha konuştuk.

İnerken yüzünde farklı bir ifade vardı:

“Hocam,” dedi, “sizinle konuşunca içimdeki yük biraz hafifledi.”

Aslında ona bir şey vermemiştim.

Sadece dinlemiştim.

Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey budur:

Anlaşılmak…

Dinlenmek…

Yargılanmamak…

İslam ahlakında güzel bir ölçü vardır:

“Mümin, kardeşi için mazeret arar.”

Çünkü insan, gördüğünün tamamını bilmez.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”

(Hucurât Suresi, 12)

Carl Rogers ise şöyle der:

“Bir insanın gerçekten dinlendiğini hissetmesi, değişimin başlangıcıdır.”

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey daha çok konuşmak değil, daha çok anlamaya çalışmaktır.

Çünkü her insanın içinde görünmeyen bir hikâye vardır.

Ve unutmayalım:

İnsan bir saraydır.

Ve hiçbir saray tek kapıdan ibaret değildir"ya da; Saray'a sadece tek kapıdan girilmez, birden çok kapı vardır. 


Mehmet Rıza Özacar