Kitaplar
BABALAR AĞLARSA
Akşam güneşi ufka doğru eğilmişti. Gökyüzü yavaş yavaş
renk değiştiriyordu. Gözüm bir çatıya ilişti.
Dört direk taşıyordu o çatıyı. Ama ortada bir direk daha
vardı. Diğerlerinden daha kalın, daha sessiz.
O sadece çatıyı değil, dört direğin yükünü de
omuzluyordu. O sütun... bana babayı hatırlattı.
Dalmışım, eşim geldi.
“Herif, sen ağlıyor musun?” diye sordu hafifçe.
“Elimde değil,” diyemedim. “Yok ya, hapşırdım,” dedim.
Kolumla gözlerimi sildim. Sonra içimden bir
"ah" döküldü.
“Hanım, sence ben kötü bir baba mıyım?”
“Ne biçim söz bey, asla,” dedi. “Ben şahidim.”
Ama çocuklar böyle düşünmüyor.
Onlara göre hep biz konuştuk, biz kurallar koyduk.
Sanki onların yükünü biz görmemişiz gibi.
Oysa ben sadece kendimi değil, herkesi taşıdım.
Evlatları, annelerini, evi, geçmişi, geleceği...
O çatının dört direği çocuklarımızdı. Ama ortadaki sütunu
kimse görmedi.
Kimse sormadı:
“Baba sen nasılsın? Yorulmadın mı? Ağrın var mı?”
Çocuklar haklı. Anlaşılmak isterler.
Ama unutmamak gerekir:
Herkesin yükünü omuzlayan biri varsa, o da babadır.
Anneler çatıdır.
Dolu yağar, kar yağar, kavurucu güneş gelir… ama çatılar
siper olur.
Bazen "of" bile demez. Hep üzerimizdedir.
Ama baba...
O çatıyı taşıyan orta sütundur. Sessizdir, ama her şeyi
tutar.
Ve o yüzden derim ki:
Babalar ağlarsa, çatı çöker.
Çocukların ağlaması doğaldır; rahmettir.
Annelerin gözyaşı şefkattir, iyi gelir.
Ama bir baba ağlıyorsa…
O evde bir şey kırılmış demektir.
Biliyorum, babaların ağlamaya alışkanlığı yoktur.
Ama yük büyüyünce, gözyaşı da susamaz.
Ben yıllardır aileleri, gençleri dinliyorum.
Herkesin derdi başka ama özü aynı.
Babalar sessiz ağlıyor, kimse duymuyor.
Ve en çok da onlar anlaşılmak istiyor.
Lütfen...
Babaları ağlatmayın.
Selam olsun,
Her şeye rağmen evladını seven babalara,
Evi sırtında taşıyan annelere,
Ve onları anlamaya çalışan evlatlara.
Ph. D. Mehmet Rıza ÖZACAR
Gazeteci Araştrmacı Yazar