Kitaplar

BİR DAMLA SU


Bir Damla Su, Bir Yudum Merhamet


Şi’b-i Ebî Talib… Mekke’nin taşlarının bile sessizce ağladığı, susuzlukla ve yoklukla sınanmış yıllardı. Üç uzun yıl boyunca Müslümanlar, sadece inandıkları için topluca boykota uğratıldı. Yalnızlaştırıldılar, unutturulmak istendiler. Bu kıyım, sadece malları değil, kalpleri de tüketiyordu. Ve o karanlık günlerin tam ortasında bir kadın vardı: Hz. Hatice. Bir anne, bir eş, bir ümmetin merhamet sütunu…


Günün birinde, kolunda bayılmak üzere olan bir çocukla perişan bir kadın çıkageldi. Gözleri kan çanağına dönmüş, sesi çatlamıştı. Gözyaşları dudaklarından önce konuştu:


“Ne olur, Allah rızası için… bir yudum su... Çocuğum ölecek…”


Hz. Hatice’nin gözleri nemlendi. Cübbesinin altına, kalbine en yakın yerde sakladığı küçük bir kıraba uzandı. Günlerdir içmediği, belki de hayatta kalmak için son şansı olan birkaç damla suyu çıkardı. Çocuğun ağzına yavaşça damlattı.


Anne, hem şaşkın hem mahcup bir halde sordu:


“Bu suyu nasıl sakladın bu kadar zaman?”


Cevap bir bıçak gibi içe işledi:


“Hiç içmedim ki…”


Bu söz sadece susuzluğun değil, adanmışlığın da tanımıydı. Hz. Hatice o suyu içmemişti çünkü o su artık sadece bir sıvı değil, merhametin ta kendisiydi. Ve merhamet, önce başkasına verilmek içindir.


Günler sonra başka bir sahne... Anne kucağında can veren bir çocuk. Açlıktan, susuzluktan, terk edilmişlikten… Annesi çocuğuna sarılır, taşlara çarpan bir çığlık bırakır vadilere:


“Ey Allah! Çocuğumu açlıktan değil, yalnızlıktan aldın. Onu unutulmuşluk öldürdü!”


Orada bulunanlar sustu. Kimse bir şey diyemedi. Hatice’nin gözlerinden yaşlar sessizce aktı. Bu, sessizliğin bile ağladığı andı.


Ve sonra başka bir gün… Küçük bir yetim çocuk Hz. Hatice’nin yanına geldi. Annesi boykotun başlarında vefat etmişti. Kir pas içinde, açlıktan yanağı çökmüş bir çocuk… Hatice validemiz, hurma kabuğuyla başını okşadı. Çocuk, gözlerini yere eğerek, kekeleyerek sordu:


“Sen benim... annem olur musun?”


Hz. Hatice eğildi, kucağına aldı onu. Gözleri yaşlıydı ama sesi yumuşaktı:


“Ben zaten senin annenim, yavrum…”


İşte bu yüzden Resulullah (s.a.v.) onun vefat ettiği yılı Hüzün Yılı ilan etti. Çünkü Hatice sadece bir eş değildi. O, bir ümmetin kalbinde yaşayan ilk anneydi. O, susuzlukla sınanan ama sevgisi hiç kurumayan bir yürektir.


Boykot yılları geçti. Ama o merhamet damlaları, hâlâ insanlık çölüne su taşıyor.


 Sual :

Müslümanların şafağı ne zaman? 

Cevap :

Ne zaman ki abi önce kardeşini. 

Baba, ailesini... 

Muhtar, mahallesinin sakinlerini, 

Kaymakam - Vali, idaresinde olan vatandaşını,

Belediye başkanları kendilerini önce halkını, 

Kurum amiri, memurlarını.. 

Ve:

Devlet başkanları - idarecilerimiz ve onların ailesi - eşleri önce halkım "dedi işte o zaman kurtuluş vardır. 

Ey Rabbi Rahîm ve kerimim! Bu ümmetin-mağdur ve mazlumların şafağını geciktirme... 

 Amin 



Ph. D. Mehmet Rıza Özacar