Kitaplar
Bazı ziyaretler vardır; yalnızca gidip gelmezsiniz. Bir şeyler görür, bazı
insanları tanır, farklı hayatlara dokunur ve kendinizle birlikte yeni
düşünceler de getirirsiniz. Malatya seyahatimin ardından gerçekleştirdiğim MALATYA cezaevi ziyareti benim için böyle bir anlam taşıdı.
Öncelikle, onlarca yazar, akademisyen ve konuşmacı arasından şahsımı tercih cezaevi Müdürü Ahmet Atıcı ve cezaevi öğretmeni
Ahmet Özler'e hasseten teşekkür ediyorum.
Ziyaretimizin ilk anından ayrılışımıza kadar gördüğümüz misafirperverlik,
samimiyet ve nezaket gerçekten takdire değerdi. Takdim edilen hediyeler, kapıya
kadar uğurlanışımız ve mihmandarlığın incelikleri, alçak gönüllü bir ev
sahipliğinin güzel örnekleriydi.
Ancak benim için bu ziyaretin asıl kıymeti, karşılaştığım insanlarda ve
onların insanı anlama biçimlerinde saklıydı.
Bir müdürün
sözü, bir toplumun aynası
Cezaevi Müdürü Sayın Ahmet Atıcı ile ilk tanışmamızda söylediği bir cümle
zihnimde yer etti. Şöyle demişti:
“Rıza Hocam, burada toplumun yönlendirdiği, toplumun sebebiyet verdiği veya
toplumun da katkısının olduğu insanlarla beraberiz. Şimdi biz de onları
ötekileştirirsek bunların hâli nice olur?”
Bu söz üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir.
Elbette insan yaptığı davranışın sorumluluğunu taşır. Suçun ve yanlışın
sorumluluğunu ortadan kaldırmak doğru değildir. Ancak bir insanı yalnızca
işlediği suç üzerinden tanımlamak, onun geçmişini, yetiştiği çevreyi, ailesini,
yaşadığı travmaları ve hayat mücadelesini görmezden gelmek anlamına gelebilir.
Cezaevinde görev yapan personelden Sayın Ahmet Atıcı hakkında duyduğum
değerlendirmeler de dikkat çekiciydi. Personeline karşı babacan tavrı, insan
ilişkilerindeki samimiyeti ve çalışanları üzerindeki olumlu etkisi özellikle
vurgulandı.
Bir yöneticinin yalnızca makamıyla değil, insanlara yaklaşımıyla da iz
bırakabileceğini görmek güzeldi.
Bir lastik, bir çivi ve dört ayrı
sorumluluk
Ben kusurlu bir insanla karşılaştığımda, onun yaptığı yanlışı görmezden
gelmem. Fakat o yanlışa giden yolu da sorgulamadan edemem.
Bu konuda bir büyüğümün anlattığı bir düşünceyi, yıllardır kendi hayatımda
da kullanırım.
Diyelim ki evladınız arabayı aldı ve bir süre sonra lastiği patlamış hâlde
eve döndü. İlk tepkiniz kızmak olabilir. Fakat biraz daha geniş düşünelim.
Yola o çiviyi atan kişinin hiç mi sorumluluğu yok?
Yoldaki çiviyi görüp kaldırmayan kişinin hiç mi sorumluluğu yok?
Yolun bakımını gerektiği gibi yapmayanların hiç mi sorumluluğu yok?
Bütün bunların ardından aracı kullanan evladımızın da elbette bir
sorumluluğu vardır. Fakat lastiğin patlamasına giden süreçte başka
sorumluluklar da bulunmaktadır.
Toplumsal meseleleri değerlendirirken de benzer bir bakış açısına ihtiyaç
duyuyoruz.
Bir insanın hayatındaki yanlışları konuşurken ailesini, anne babasını,
arkadaş çevresini, yetiştiği ortamı, toplumsal şartları ve ilgili kurumların
sorumluluklarını da sorgulamalıyız.
Bu yaklaşım, kişinin suçunu başkalarına yüklemek değildir. Sadece meselenin
bütününü görmeye çalışmaktır.
Belki de insanı yeniden kazanmanın ilk adımı, onu yalnızca yaptığı hatayla
tanımlamaktan vazgeçmektir.
Makamın ötesinde insan kalabilmek
Cezaevi Savcısı Sayın Abdülcemal Doğan hakkında da oradaki öğretmenlerden ve
görevlilerden güzel değerlendirmeler duydum. Savcının personeline karşı resmî
ve mesafeli bir çalışma disiplini bulunurken mahpuslarla iletişiminde daha
babacan, sıcak ve insani bir yaklaşım sergilediği ifade edildi.
Bana göre bu, görev ve sorumlulukların gerektirdiği ciddiyetle insan
sevgisinin bir arada bulunabileceğini gösteren güzel bir örnektir.
Cezaevi psikologları Mücahit Özer ve Barış Önder'in, cezaevi öğretmenleri
Ahmet Özler ve Funda Tarhan Aykanat'ın, ayrıca bütün personelin yürüttüğü
çalışmalar da bu bütünün önemli parçalarıdır.
Cezaevi vaizi Mehmet Zeki Kesen ise bende ayrı bir iz bıraktı.
Oturmasındaki mahviyetkârane tavır, beden dilindeki tevazu ve mütevazı
duruşu dikkatimi çekti. Kendisine bakarken zihnimden şu cümle geçti:
“Karşımda sahabi vasfıyla mutasavvıf bir sima gördüm.”
Ayrıca personelin tamamı tarafından sevildiğine dair değerlendirmeler duymak
da beni mutlu etti.
Akademik anlatımdan önce insanı anlamak
Buluşmada bağımlılık konusuna, insan psikolojisine, kişinin iyi yönlerine ve
yeniden ayağa kalkma imkânına değindik.
Daha önce benzer programlara katılan bazı arkadaşların, genellikle akademik
ağırlıklı sohbetlerle karşılaştıklarını söylediklerini duydum. Bu defa ise
farklı bir yaklaşımın kendilerine iyi geldiğini ifade ettiler.
Bana yönelttikleri değerlendirme özellikle kıymetliydi:
“Rıza Hocam, bugün bizi anladınız. Suçtan, suçludan bahsetmediniz.
Yaralarımıza dokunmadan, insanın iyi yönlerine dikkat çektiniz.”
Benim de anlatmak istediğim tam olarak buydu.
İnsanların karşısına çıktığımızda onların yalnızca eksiklerini, yanlışlarını
ve kaybettiklerini konuşursak, zaten taşıdıkları yükleri biraz daha
ağırlaştırabiliriz. Oysa insanın güçlü taraflarını hatırlatmak, kendisinde hâlâ
bir şeyleri değiştirebilme imkânı bulunduğunu göstermek gerekir.
Bağımlılıkla mücadelede de yalnızca bağımlılığın zararlarını anlatmak
yeterli değildir. İnsanın kendisini tanıması, değerli olduğunu hissetmesi, yeni
hedefler belirlemesi ve destek görmesi de önemlidir.
Normalde 35-40 dakika civarında planlanan konuşmamızın bir saati aşması,
katılımcıların ilgisi ve program sonunda aldığımız güzel geri bildirimler benim
için ayrıca anlamlıydı.
Cezaevinden çıkarken yanımda
götürdüklerim
Cezaevleri yalnızca kapalı kapılardan, yüksek duvarlardan ve güvenlik
tedbirlerinden ibaret değildir. Orada görev yapan, emek veren, sorumluluk
taşıyan ve hayatını yeniden düzene koymaya çalışan insanlar vardır.
Bir tarafta görevini hakkıyla yapmaya çalışan yöneticiler, öğretmenler,
psikologlar, vaizler ve diğer personel; diğer tarafta hayatının bir döneminde
yanlış tercihler yapmış, bedel ödeyen ve yeniden hayata tutunma ihtiyacı duyan
insanlar...
Böyle bir ortamda insanı anlamaya çalışmak, onu yeniden kazanmak için çaba
göstermek ve umut kapısını açık tutmak son derece kıymetlidir.
Bu vesileyle Cezaevi Müdürü Sayın Ahmet Atıcı'ya, Cezaevi Savcısı Sayın
Abdülcemal Doğan'a, cezaevi vaizi Mehmet Zeki Kesen'e, öğretmenler Ahmet Özler
ve Funda Tarhan Aykanat'a, psikologlar Mücahit Özer ve Barış Önder'e, ayrıca
emeği geçen bütün cezaevi personeline ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Hasseten bu buluşmaya öncülük eden, onlarca yazar ve konuşmacı arasından
şahsımı tercih ederek bu güzel buluşmaya vesile olan Ahmet Özler'e şükranlarımı
sunuyorum.
Sayın Müdür Ahmet Atıcı'nın şahsında, insanı ötekileştirmeyen yönetici
anlayışına; Sayın Savcı Abdülcemal Doğan'ın şahsında, resmî sorumlulukla insani
iletişimi bir arada taşıyan yaklaşımına; Mehmet Zeki Kesen'in şahsında ise
tevazu ve mahviyetin güzelliğine şahit oldum.
Şunu unutmamak gerekir:
Bir insan yaptığı hatanın sorumluluğunu taşımalıdır. Fakat bizler de
o insanın yeniden doğru yolu bulabilmesi için üzerimize düşen sorumluluğu
taşımalıyız.
Çünkü insan, bir hatasından ibaret değildir.
Bazen bir insanı kazanmak, bir hayatı değiştirmektir. Bir hayatı değiştirmek
ise yarın başka hayatların da değişmesine vesile olabilir.
Bu güzel buluşmanın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Mehmet Rıza Özacar
Gzt Arş yazar
Psikolojik Danışman