Kitaplar
Değerli dostlarım,
İnsan doğduğu hâl üzere kalmaz. Ya sevgiyle büyür ya da korkuyla şekillenir.
Yıllar önce yaşadığım bir olay, bugün hâlâ hafızamın en canlı köşesinde duruyor.
İlkokul öğretmenimiz ödevini yapmayanı döverdi. Yanlış cevap vereni azarlar, bazen sınıfın önünde küçük düşürürdü.
Bir süre sonra ders çalışmamamın sebebi tembellik değildi.
Çünkü zihnim şu kararı vermişti:
"Nasıl olsa yarın dayak yiyeceğim."
İşte psikolojinin "şartlanma" dediği süreç başlamıştı.
Artık kitap görünce öğrenme arzusu değil, korku hissediyordum.
Okul bilgi yuvası olmaktan çıkmış, tehdit alanına dönüşmüştü.
Sonra ailece Yalova'ya taşındık.
Yeni öğretmen, yeni sınıf…
Yine ödevimi yapmamıştım.
İçimden, "Şimdi beni dövecek." diyordum.
Öğretmen sadece gülümsedi:
"Bugün yapamadıysan yarın yaparsın evladım."
O gün beni değiştiren şey bilgi değildi.
Merhametti.
Ertesi gün ödevimi yaptım.
Bir hafta sonra dersleri sevmeye başladım.
Bir ay sonra sınıfta parmak kaldırıyordum.
Yıllar sonra üniversiteyi kazandım.
Beni değiştiren şey ceza değildi.
Güven duygusuydu.
Anlatılan ibretli bir hikâyede ise yıllarca tekmelenen bir köpekten söz edilir.
Herkes ona vurur.
O da sessizce acısını yaşarmış.
Bir gün içlerinden biri onu tekmelemek yerine başını okşar.
Fakat köpek dönüp onun elini ısırır.
Çünkü artık onun zihninde yaklaşan her el, sevginin değil acının habercisidir.
İşte travma budur.
Travma sadece yaşanan acı değildir.
Travma, artık iyiliğe bile inanamayacak hâle gelmektir.
Bugün birçok insanın öfkesinin, saldırganlığının, sevgiyi reddedişinin arkasında kötü karakter değil; iyileşmemiş yaralar vardır.
Psikolojinin en önemli gerçeklerinden biri şudur:
İnsan, yaşadığını öğrenir.
Şiddet gören çocuk şiddeti…
Hakaret gören çocuk hakareti…
Sevgi gören çocuk sevgiyi…
Merhamet gören çocuk merhameti öğrenir.
Carl Gustav Jung der ki:
"İnsan, bilinçaltına gömdüğü şeylerin etkisiyle yaşamaya devam eder."
Çocuklukta korkuyla doldurulan bir zihin, yetişkin olduğunda da çoğu zaman korkuyla karar verir.
Fyodor Dostoyevski eserlerinde insan ruhunun en derin yaralarının sevgisizlik ve değersizlik duygusuyla beslendiğini güçlü biçimde işler. Çünkü insanın ruhunu ayakta tutan şey yalnızca ekmek değil; değer gördüğünü hissetmesidir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöyle buyurur:
"Allah, bir topluluk kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez." (Ra'd Sûresi, 11)
Değişim korkuyla başlamaz.
Değişim güvenle başlar.
İnsan ancak kendini güvende hissettiği yerde öğrenebilir.
Kendini değerli hissettiği yerde gelişebilir.
Kendini sevildiği yerde olgunlaşabilir.
Bugün anne babalara, öğretmenlere, yöneticilere ve eşlere sesleniyorum:
Çocuğunuzu korkutarak susturabilirsiniz.
Eşinizi baskıyla sindirebilirsiniz.
Çalışanınızı tehditle yönetebilirsiniz.
Ama bunların hiçbiri karakter inşa etmez.
Çünkü korku itaat üretir.
Sevgi ise şahsiyet üretir.
Unutmayalım…
Şiddetin bıraktığı iz bazen bir ömür silinmez. Fakat samimiyetle uzanan tek bir merhamet eli, yılların korkusunu iyileştirmeye başlayabilir.
Mehmet Rıza Özacar
Gazeteci – Araştırmacı Yazar