Kitaplar
EVLATLAR KONUŞUR, BABALAR SUSAR
Sabah namazı henüz kılınmıştı.
Ahmet Bey, yünden pardösüsünü giymiş, evin arka kısmındaki avluda sırtını
duvara dayamıştı.
Duvarın içine gömülü ahşap bir sütun vardı; sanki sadece duvara değil, ömrüne
yaslanıyordu.
Gözleri güneşe çevrilmişti.
“Bir an önce doğsa da içim ısınsa,” diyordu kendi kendine.
Ama içi başka bir şeyle üşüyordu aslında...
Gözleri sütuna takıldı.
Dört cephe vardı evde:
Kuzeydeki sütun hep soğuktu, hiç güneş görmezdi.
Güneydeki rüzgârın ve yağmurun hedefiydi hep.
Batı tarafı yazın yanar kavrulurdu.
Doğu ise sadece sabah güneşiyle buluşurdu — keyif ediyor sanırsın ama çok kısa
sürer.
Batı yazın pişman, kuzey kışın mutsuz.
Güney kışın zorlanır, ama yazın bir nebze ferah.
Hiçbiri bulunduğu yerden memnun değildir.
Ama yer değiştirseler, bu defa da başka bir şikâyet başlardı.
Her sütunun kendine göre bir imtihanı vardır.
Kiminin güneşi eksik, kiminin rüzgârı fazla, kimine sıcak, kimine gölge fazla
düşer.
Daldı düşüncelere...
Dört sütun...
Dört evlat...
Hiçbiri aldığı yükten razı değil gibiydi.
Ama teklif etsen, yer değiştirmezlerdi.
Ya da değiştirseler, kısa bir süre sonra pişman olurlardı.
Zihnine bir cümle saplandı kaldı:
"Baba, sen hep bana zor görevi verdin."
Ahmet Bey derin bir nefes aldı.
“Bilmezler ki… baba evlatları arasında tefrik etmez.”
Bir kitapta okumuştum:
Çocuk, “Baba ben seni çok seviyorum,” der.
Baba da “Ben de seni seviyorum.”
Çocuk ısrar eder: “Ama ben daha çok seviyorum seni.”
Baba biraz daha sesi titreyerek der ki:
“Hayır oğlum, ben seni daha çok seviyorum. Çünkü Allah Adem babaya
evlat sevgisi verdi, baba sevgisini değil.”
O yüzden bir babanın sevgisi evladınkinden fazladır. Daha sessiz, daha derin,
daha yaralıdır…
Baba sevgisi görünmez;
Baba susar.
Baba yutkunur.
Evlat konuşur.
Kimse bilmez;
Evladın itirazı dilindedir,
Babanın isyanı dualarındadır.
Evlat “Sevmedin,” der.
Baba “Sevdim ama anlatamadım,” der.
Evlat “Hiçbir şey yapmadın,” der.
Baba “Her şeyi yaptım ama gösteremedim,” der.
Çünkü baba susar.
Evlat konuşur.
Evladını evden atan bir baba gördünüz mü?
Sokakta bırakan, açlığa terk eden bir baba?
Kendi çocuğu için ölüme yürüyen babaları gördük ama…
Evladı için uykusuz kalan babaları gördük ama…
Bir baba için geceleri uykusuz kalan evlat?
Az…
Evladını evlendirmek için borca giren, yıllarını veren babalar çoktur.
Ama babasını rahat ettirmek için eşinden, konforundan vazgeçen evlat?
Nadir…
Ahmet Bey bu arada derin bir “Ah” çekti.
Sırtını sütuna biraz daha bastırdı.
Bir adım ötede küçük oğlu Ali, babasını fark etmişti.
Sessiz adımlarla yaklaştı,
omzundaki pardösüyü hafifçe düzeltti.
Sonra minik sesiyle:
“Babacığım... üşüteceksin. Hadi içeri geçelim. Kahvaltı hazır.”
Ahmet Bey başını çevirdi.
Ali’nin gözlerinde ne sitem, ne şikâyet vardı…
Sadece sevgi, sadece vefa.
Gülümsedi.
Sustu.
Çünkü.
Evlatlar konuşur, babalar susar.
Ph.D. Mehmet Rıza Özacar
Gazeteci – Araştırmacı – Yazar