Kitaplar

HEYBESİ BOŞALAN BAŞKASINI DOYURAMAZ


   HEYBESİ BOŞALAN BAŞKASINI DOYURAMAZ

     ÖNCE SEN…

"Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz sürece, sapan kimse size zarar veremez."
(Mâide, 5/105)

Bu ayet, bencilliği değil; insanın önce kendi sorumluluğunu ihmal etmemesini öğretir. Çünkü kendini ihmal eden, bir süre sonra başkalarına da gerçek anlamda fayda veremez.

Anlatıldığına göre, Londra'da tanınmış bir psikiyatra ileri yaşlarda bir adam gelir. Gözleri çökmüş, omuzları düşmüş, yüzünde derin bir yorgunluk vardır.

Doktor şefkatle sorar:

"Size nasıl yardımcı olabilirim?"

Adam, bitkin bir sesle cevap verir:

"İçimde kocaman bir boşluk var. Ne gülebiliyorum ne de hayattan tat alabiliyorum."

Doktor bir süre düşündükten sonra şöyle der:

"Bu akşam şehirde çok meşhur bir palyaçonun gösterisi var. Ona gidin. Eminim sizi güldürecektir."

Adam başını öne eğer ve acı bir tebessümle şu cümleyi kurar:

"Doktor... O palyaço benim."

Ne kadar düşündürücü değil mi? Hep başkasının heybesini doldurduk. Ve heybemiz boşaldı. 

Görüldüğü gibi;

Başkalarını güldüren ama kendisi ağlayan insanlar...

Başkalarına umut olan ama kendi umudunu kaybeden insanlar...

Başkalarının yükünü taşırken kendi yükü altında ezilen insanlar...

Sanki bizi anlatıyor. 

Ne zaman  bu hikayeyi okusam, coğrafyamın insanını hatırlarım. Hep böyle oldu değil mi?

Heybenden al, başkasının heybesine boşalt. Sonra:Neden böyle? Ben ne günah işledim Rabbim? Deriz. 

Saha çalışmalarım boyunca buna benzer nice insanla karşılaştım.

Kendi evinde huzur kalmamışken başkalarının huzuru için koşanlar...

Kendi çocukları ilgi beklerken başkalarının çocuklarına yetişmeye çalışanlar...

Kendi eşi sevgi beklerken herkese vakit ayıranlar...

Kendi ruhu tükenmiş olduğu hâlde herkese moral vermeye çalışanlar...

Bir süre sonra heybe boşalıyor.

Heybesi boşalanın ise dağıtacak huzuru, sevgiyi ve sabrı kalmıyor.

Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurur:

"Senin nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır." (Buhârî)

Bu Nebevî denge çok önemlidir. İnsan önce kendine, sonra ailesine, ardından topluma karşı sorumludur.

Kur'ân da aynı dengeyi öğretir:

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 53/39)

Modern psikoloji de bu gerçeği doğrulamaktadır.

Carl Gustav Jung, insanın başkalarını değiştirmeden önce kendisini tanıması gerektiğini söyler.

Aile sistemleri kuramının öncülerinden Murray Bowen ise, ailede duygusal dengeyi koruyabilen kişinin çevresine de huzur verebildiğini; kendi iç dünyası tükenen insanın ise zamanla ailesini de yıprattığını ifade eder.

Anadolu irfanı ise bu hakikati tek cümlede özetlemiştir:

"Önce sen... Senden başkası sonra."

Bu söz bencillik değildir.

Bu, emanete sahip çıkmaktır.

Çünkü insanın ilk emaneti kendi nefsi, ikinci emaneti ailesi, üçüncü emaneti ise içinde yaşadığı toplumdur.

Kendi gönlünü ihmal eden, başkasının gönlünü uzun süre imar edemez.

Kendini inşa eden ailesini de inşa eder.

Ailesini inşa eden toplumu da güçlendirir.

İç dünyasında yangın olan bir insanın, başkalarının evindeki yangını uzun süre söndürmesi mümkün değildir.

Öyleyse önce gönlümüzü onaralım...

Sonra ailemizi...

Sonra da insanlığı...

Çünkü heybesi dolu olan ancak paylaşabilir. Heybesi boşalan ise bir süre sonra kendisine emanet edilenlerin hakkını bile taşıyamaz.


Mehmet Rıza ÖZACAR

Gzt.Arş.Yazar