Bir beyitte şöyle buyrulur: “Ne mal iledir, ne sal (yaş) iledir. Beyim ululuk kemal iledir.” Bir insan ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar yaşarsa yaşasın, servetle ve ömürle ulu olamaz.Bir insan ancak Allah’ı bilmekle kemal kazanır. Âlimler Allah’ı bilmekle ulu oldular, cahil insanlar da Allah’ı terketmekle küçük oldular.
Sahabe-i kiramdan birisinin gözü kör oldu. “Dua et, senin duan makbuldür, gözün açılır” denilince, “Benim Rabbimin hükmü benim gözümden sevgilidir!” dedi.
Mevlâ’yı kaybeden, çok büyük bir şeyi kaybetmiştir, onun zararı ölçülmez.
Mevlâ kullarını idare etmek için kaideler koydu. O kaidelerin tozunu kaybetmemek lazımdır. İşte o zaman dünyaya hakim oluruz.
İnsandaki kemâlât ve bütün kâinat zıl (Rabbimizin sıfatlarının gölgesi mesabesinde)’dir. Nasıl ki güneşten ışık kopup gelmiyor, aynı şekilde Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarında da kopma yok ve devamlı O’nunla irtibat var.
Allah-u Teâlâ: ﴿بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ﴾ “Kâfirlikleri sebebiyle Allah onları mühürledi.” (Nisâ Sûresi:155’den) buyuruyor. Mevlâ’yı hiç Allah’ın yerine koyarsan, elbette mühürler seni.
Her âyet insana Mevlâ’yı hatırlatıyor.
Mevlâ’nın her ismi bizi öz Kendisine ulaştırıyor.
İnsan asla kendisine güvenmeyecek, daima Rabbine güvenecek.