Kitaplar
VASAT ÜMMETİN EVLADI OLMAK
Çocuk Terbiyesinde Hukuk Değil, Adalet Gerekir
Bir trafik cezasını düşünelim...
Milyonlarca serveti olan biri için on bin liralık ceza, belki bir akşam yemeği parasıdır. Hatta gün içinde yüzlerce trafik lambasından geçerken, "Bugün yolu satın aldım." diyecek kadar umursamayabilir.
Ama aynı ceza, geçimini emekli maaşıyla sağlayan bir insan için ayın yarısını kaybetmek demektir. O ceza sadece cüzdanını değil, ruhunu da yaralar.
İşte burada hukuk ile adalet arasındaki fark ortaya çıkar.
Hukuk herkese aynı cezayı verir.
Adalet ise herkesin yükünü görür.
Ailede de durum böyledir.
Her çocuğa aynı davranmak adalet değildir.
Her çocuğun ihtiyacına göre davranmak adalettir.
Kur'an-ı Kerim bu dengeyi tek bir kelimeyle özetler:
"Böylece sizi vasat (denge sahibi, ölçülü) bir ümmet yaptık..."
(Bakara, 2/143)
Ne ilginçtir ki Bakara Suresi 286 ayettir ve "vasat" kelimesi tam ortadaki 143. ayette yer alır. Sanki Kur'an bize sadece sözle değil, yerleşimiyle de şu mesajı vermektedir:
Hayatın Merkezi Dengedir.
Geçtiğimiz günlerde üç kardeşin hayatını dinledim.
Üçü de aynı babanın evladıydı.
Babaları sertti...
Sevgi göstermeyi bilmeyen, disiplini korkuyla karıştıran bir insandı.
Birinci evlat şöyle düşündü:
"Babam bana ne yaptıysa ben de çocuklarıma aynısını yapacağım."
(İyi niyet ve yalniş terbiye)
Sonuç...
Çocukları kendisinden korktu.
İkinci evlat ise tam tersini yaptı.
"Ben yaşadım, çocuklarım yaşamasın."
Kapılar sonuna kadar açıldı.
Disiplin kalktı.
Sadece sevgi vardı.
Sonuç...
Hayata hazırlanamayan, en küçük zorlukta dağılan, sorumluluk alamayan çocuklar yetişti.
Biri ifrata gitti...
Diğeri tefrite...
Fakat üçüncü kardeş farklıydı.
Bir gün kendi kendine şu soruyu sordu:
"Babam neden böyleydi?"
Babamın çocukluğunu araştırdı.
Dedemin hayatını öğrendi.
Yetim sayılacak kadar sevgisiz büyümüş...
Merhamet görmemiş...
Kimse ona sevgi öğretmemiş.
Ve sonra şu cümleyi kurdu:
"Babamın heybesi boşmuş. İçinde olmayanı bize nasıl versin?"
İşte o gün öfkesi merhamete dönüştü.
Babasını affetti.
İlişkisini koparmadı.
Çocuklarını ise ne korkuyla büyüttü ne de sınırsız serbestlikle...
Onlara sevgi verdi.
Sorumluluk verdi.
Sınır koydu.
Merhamet gösterdi.
Bugün o çocuklar çevresinde ahlakı, çalışkanlığı ve saygısıyla parmakla gösteriliyor.
Çünkü kötülük mirasını devam ettirmedi.
Orada durdurdu.
Ne güzel söylemiştir Peygamber Efendimiz (sav):
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:
"Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir miras bırakmamıştır."
Çocuk eğitiminde en büyük tehlike iki uçtur.
Biri baskıdır...
Diğeri başıboş bırakmaktır...
Kur'an ise ikisinin ortasını gösterir:
Vasat...
Denge...
Ölçü...
Adalet...
İbn Haldun der ki:
"Çok sert terbiye edilen çocuk zamanla korkaklaşır, şahsiyetini kaybeder ve yalana yönelir."
Maria Montessori ise şu tespiti yapar:
"Çocuğa yardım etmek, onun yerine yaşamak değildir; kendi ayakları üzerinde durmasına imkân vermektir."
Ve Lev Vygotsky bize şunu hatırlatır:
"Çocuk en iyi; sevgi, rehberlik ve sorumluluğun birlikte bulunduğu ortamda gelişir."
Öyleyse çocuklarımızı yargılamadan önce onların zamanını anlayalım.
Nitekim Hz. Ali'ye nispet edilen meşhur söz ne kadar anlamlıdır:
"Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştiriniz."
Bugün çocuklarımızın ihtiyacı;
Ne korkuyla sindirilmek...
Ne de sınırsız özgürlükle kaybolmaktır.
Onların ihtiyacı;
Adaletle yoğrulmuş sevgi, merhametle desteklenmiş disiplin ve dengeyi öğreten bir ailedir.
Çünkü...
Rüzgâr eken fırtına biçer.
Ama...
Merhamet eken, karakter biçer.
Ph.D.Mehmet Rıza Özacar
Gzt. Arş. Yazar