Kitaplar

İRFANIN SOFRASI

İRFAN’IN SOFRASI – KARDEŞLİĞİN SESSİZ DİLİ


“Tesadüf yoktur…

Tevafuk vardır.”

Şanlıurfa’ya bir seminer için gitmiştik. Kaymakamlığın görevlendirdiği kiymetli ve tebessümü eksik olmayan değerli  kardeşim Halil bey bizi havaalanından aldı ve yemek için bir yere götürdü: İrfan’ın Sofrası.

İsim dikkatimi çekti.

“Bu ismin bir hikâyesi olmalı,” diye düşündüm.

İçeri girdik.

Orta yaşlarda, sade giyimli bir adam… Ne tam patron gibi ne de çalışan gibi. Ama herkesle ilgileniyor, gözleriyle yön veriyor, geleni uğurlayan bir ev sahibi gibi davranıyordu.

Dayanamadım, sordum:

“Bu beyefendi kim?”

“İşletmenin sahibi,” dediler.

İçimden bir ses şöyle dedi:

“Bu adam buraya kolay gelmemiş.”

Davet ettik kendilerini, sohbet ettik.

Tahminimde yanılmamıştım. Mütevazı, emeğiyle yoğrulmuş bir hayat…

Sonra sordum:

“İrfan’ın Sofrası… ismin hikâyesi nedir?”

Gülümsedi:

“Hocam, İrfan benim abim. Ama sadece isim olarak değil… gerçekten irfan sahibidir.”

Bu cevap beni sarstı.

Çünkü ben “kardeşlik” üzerine çalışmış biriyim.

Bilirim ki çoğu zaman kardeşler arasında menfaat girer. Sevgi görünürde kalır.

Ama burada farklı bir şey vardı.

Kardeşini anlatırken gözleri doldu:

“Annem hastaydı hocam… İrfan abim onu Ankara’ya götürdü. Annem, ‘Diğer kardeşimi de görmek istiyorum’ deyince…

Hiç uyumadan Ankara’dan Antalya’ya gitti, kardeşimi aldı, geri getirdi.”

Sebep neydi?

Sadece bir annenin duası.

O an anladım:

Bu sofranın adı boşuna “İrfan” değildi.

Çıkarken bir şey daha öğrendim:

“Kaç kişi çalışıyor burada?” diye sordum.

“40 kişi civarında… ama hocam biz çalışan değiliz, ortak gibiyiz,” dedi.

İşte bu cümle… her şeyi özetliyordu.


Ph.D.Mehmet Rıza ÖZACAR

Gzt. Arş. Yazar (5.4.2026)