Kitaplar

KALBİ ÇATLAYAN GENÇ

KALBİ ÇATLAYAN GENÇ

Ahmet adında bir genç… Küçük yaşta yetim kalmış, baba nasihati görmemiş, annesinin şefkatiyle büyümüş bir yürek. Hayata tutunmaya çalışırken, çevresinin desteğiyle ticarete atılır. Belki de en büyük arzusu, sattığı ürünlerin toptan ticaretini yapmaktır. İçinde bir parça hırs da vardır.

Rabbim nasip eder, sonunda toptancı olur. Ürünlerini aldığı imalatçılar, onu bir bölgede düzenlenen fuara davet eder. Genç girişimcimiz bu daveti geri çevirmez. Ahlaklı, çevresinde sevilen, dindar ve zeki bir girişimcidir. Fuarda konaklanan otel ise lüks ve turistik bir yerdir.

Ve o gece… Nefsin ağır bir imtihanı gelir. Odasına bir şekilde zevk ehli bazı kadınlar girer. Genç, o an nefsine mağlup olur. Hayatının en büyük hatasına düşer. Vicdanı paramparça, içi yıkılmıştır. Pişmandır ama artık pişmanlık fayda vermez.

Fuar dönüşü eve geldiğinde annesi, oğlunun hâlinden bir gariplik sezer. Ne kadar konuşmak istese de Ahmet susar. Günler geçer, geceleri uykusuz kalır, gözyaşlarını gizlemeye çalışır. Annesi, ısrarla onunla konuşmaya devam eder. Sonunda, Ahmet dayanamayıp içini döker. Olup biteni olduğu gibi anlatır.

Annesi, yüreği yanmış bir şekilde der ki:
"Üzüldüm yavrum, ama yine de dedim ki: Rabbim tövbeleri kabul eder. Zaten pişmansın. Affa en layık olan da budur."

Fakat bir gece… Evin içi sessizdir. Oğlunun odasından ses gelmeyince anne telaşla içeri girer. Gördüğü manzara tarifsizdir. Oğlu cansız yerde yatmaktadır. Kalbi çatlamış, durmuş… Üzüntü ve pişmanlıktan. O an annenin dünyası kararır.

Dizlerinin üzerine çöker ve ağlayarak haykırır:
"Keşke kuru ekmekle yaşasaydık da bu zenginliği görmeseydik, bu acıyı hiç tatmasaydım."

Annesinin Dilinden...

Ben çektim, kardeşlerim de çekti. Ahmet’in babasıyla evlenirken biraz da maddi rahatlık düşüncesi ağır basmıştı. Belki de babamdan görmediğim ilgiyi orada bulurum diye düşündüm. Ama olmadı. Eşim çok erken alındı elimden.

Ben tevbe edip ibret alacağıma, aynı hayatı oğluma da yaşattım. Maneviyatı hep ihmal ettim. Üzülmesin diye her şeyi hoş gördüm. “Varsın olsun” dedim. Hep inandım ki huzur ve aile saadeti zenginlikte. Ama yanılmışım…

Meğer gerçek huzur parada değilmiş. Aslını, ceddini unutmamakta, Yaradan’ı ve Peygamber’i tanımakta imiş. Onu yaşamakta imiş. İki cennet varmış: biri ebedî olan, biri de bu dünyadaki “yarım cennet”.

Yarım cennet dediğin, huzurlu, elindekine razı, şükreden bir aileyse eğer; işte gerçek saadet de odur. Allah’ı tanıyan, dünya cehenneminde bile olsa cennettedir. Allah’ı tanımayan ise, cennet gibi bir evde bile yaşasa cehennemdedir.
Belki cesedi cennet gibi bir evde yaşar, ama ruhu cehennemdedir…

Bu sözler, bir yetimi büyütmüş bir annenin feryadıdır… Bir nasihattir…

İnsanoğlunun Zaafı

İnsan hırslıdır. Mutlaka ister; hem de sonucunu düşünmeden. “Olursa ne olur?” demez. Hayır mı getirir, şer mi? Umursamaz. Sadece “Olsun yeter” der.

İnsanın bir diğer zaafı da aceleciliktir. Araştırmaz, öngörmez. Hemen olsun ister. Akıbetini hesaba katmadan.

Ve insan nankördür. Şükretmeyi bilmez. Elindekine razı olmaz. Hep biraz daha, biraz daha der. Sonunda istediğine kavuşur belki, ama yine doymaz. Ya da bir gün gelir, artık takat kalmaz. İstedikleri gelmez olur çünkü elindeki nimetler çoktan kayıp gitmiştir.

İnsan bu zaafları doğuştan getirir. Allah, adeta bir yazılım gibi insanın özüne bu seciyeleri yüklemiş olarak gönderir dünyaya. Herkeste vardır bu vasıflar. Bir nimet olarak da düşünülebilir aslında.

Bir silah gibidir bunlar… Yerinde kullanılırsa koruyucu bir kalkandır. Ama yanlış kullanılırsa zehir olur, felaket getirir.

İnsan bu vasıfları kontrol edemezse, zaafına yenilirse; her türlü musibet, her türlü pişmanlık kapısını çalar. Başına bela olur…

Son Söz

Bu, bir annenin yüreğinden dökülen bir feryat, bir ibret hikayesidir.
Nice Ahmet’lerin kalbi çatlamasın,
Nice annelerin kalbi yanmasın diye…
Not.
"Sen Senden Başla" eserimden alıntıdır.

Ph. D. Mehmet Rıza ÖZACAR