Kitaplar
Yıllardır aile danışmanlığı yapıyorum. Yüzlerce insanı dinledim. Her hikâyede farklı isimler vardı; fakat dikkatimi çeken ortak bir hakikat vardı:
İnsanoğlu çoğu zaman zıddıyla imtihan edilir.
Merhametli insan zalimle…
Cömert insan cimriyle…
Vefalı insan vefasızla…
Sabırlı insan öfkeliyle…
Çalışkan insan tembelle…
Cesur insan korkakla…
Eşler arasında da bunu çok görüyorum. Biri konuşarak rahatlar, diğeri susarak düşünür. Biri hızlı karar verir, diğeri ağırdan alır. Biri ayrıntıcıdır, diğeri genel çerçeveye bakar. Sorun, bu farklılıklar değildir. Sorun, birinin diğerini kendi karakterine benzetmeye çalışmasıdır.
Bir danışanıma şöyle sordum:
"Elimde böyle bir imkân olsa; sana bir villa, lüks bir araba ve büyük bir servet vereceğim. Fakat bunun karşılığında, en sevmediğin kişinin karakterini sana vereceğim. Kabul eder misin?"
Hiç düşünmeden cevap verdi:
"Asla! Dünyayı verseler kabul etmem."
İşte o anda şunu söyledim:
Demek ki Allah sana kendi karakterini bir nimet olarak vermiş. O hâlde seni de bu nimetin zıddıyla imtihan ediyor.
Nasıl ki mal bir nimettir ve zekâtı vardır; güç bir nimettir ve sorumluluğu vardır; aynı şekilde karakter de bir nimettir. Her nimetin bir emaneti, her emanetin de bir imtihanı vardır.
Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
"Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara Sûresi, 216)
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
"Biz sizi birbirinizle imtihan ettik. Bakalım sabredecek misiniz?" (Furkan Sûresi, 20)
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:
"Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlâkı en güzel olanıdır."
Demek ki olgunluk, herkesi kendimize benzetmekte değil; farklı karakterlerle güzel geçinebilmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî insan eğitimini anlatırken, suya benzer bir hakikate dikkat çeker: Suya yön verirsiniz; tabiatını değiştiremezsiniz. İnsan da böyledir. Fıtrat zorlanarak değil, doğru istikamete yönlendirilerek gelişir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ise şöyle der:
"Kusuru örtmekte gece gibi ol."
Çünkü sürekli kusur arayan, sonunda huzurunu kaybeder.
Modern psikoloji de aynı gerçeği söyler. İnsanlar baskıyla kalıcı olarak değişmezler. Baskı, çoğu zaman gerçek değişim değil; korkudan kaynaklanan geçici bir uyum oluşturur. Kalp değişmeden davranışın kalıcı olması zordur.
Bu yüzden eşlere, anne babalara, evlatlara ve işverenlere hep aynı tavsiyede bulunuyorum:
Karşınızdaki insanı değiştirmeye çalışmayın. Önce onu anlamaya çalışın.
Elbette yanlış davranışlar düzeltilmelidir. Ancak kişiliği zorla yeniden inşa etmeye kalkmak, çoğu zaman çatışmayı büyütür.
Çünkü hayatın en önemli sırlarından biri şudur:
İnsanı değiştirmeye çalıştıkça yorulursunuz. Onu anlamaya başladıkça ise hem siz huzur bulursunuz hem de ilişkiniz güçlenir.
Unutmayın:
Karşınızdakini değiştirmeye çalışırsanız çoğu zaman onu değil, önce kendi huzurunuzu kaybedersiniz. Hikmet ise, insanı olduğu gibi tanıyıp hayra yönlendirebilmektir.
Ph. D. Mehmet Rıza ÖZACAR
Gzt arş yazar