Kitaplar
SUÇLU KİM ?
Metroda kenarda bekleyen bir baba ve iki küçük kız çocuğu...
Geçtim yanlarından ama içimde bir sancı.
Gidemedim.
Bir şey eksikti,
bir şey ağırdı.
Geri döndüm.
Kartları boşmuş.
Dedim: "Ben yardımcı olayım."
Kızları ben geçirdim, babayı güvenlik.
Ama çocukların yüzünde...
Ne umut vardı,
ne merak,
ne de tebessüm...
Sadece korku.
Sadece tedirginlik.
Sanki dünyaya geliş sebepleri, acıya şahit olmakmış gibi...
Sonra tanıştık.
Baba açıldı, yavaş yavaş...
Ama sesi ürkek,
dili kırık,
yüzü yorgundu.
“9 ay yattım abi,” dedi.
“Niye?”
“Şeytana uydum,” dedi ve sustu.
Bazen bir cümle, bin kelimeden ağırdır.
8 çocuğu varmış.
Eşi hasta.
Telefon yok, internet yok, sadece çocukların her gün istedikleri bir şey var:
Televizyon.
Alamamış.
Gittim, dedim, taksitle alayım.
“Güvencen yok,” demişler.
Ve o an...
Kızgınlıktan, çaresizlikten, mahcubiyetten…
Gidip izinsiz almış.
Sonra pişman olmuş.
Götürüp teslim etmiş.
Ama yine de affedilmemiş.
Adalet mi?
Yoksa sadece “kural” mı?
Ve şimdi o çocuklar...
Korkuyorlar.
Çünkü bir gün babaları, gözlerinin önünde kelepçelendi.
Çünkü “baba” artık sığınak değil,
bir sabıkalı.
Ama...
Bir suçlu değil.
Yalnızca fakir.
Yalnızca babasız büyümüş bir baba.
Yalnızca sistemin kıyısında unutulmuş bir adam.
Soralım o zaman hep birlikte:
Kim suçlu?
TV vermeyen mağaza mı?
Babanın babası mı?
Yardım etmeyen komşular mı?
Akrabalar mı?
Devlet mi?
Adaleti “uygulayan” ama vicdanı unutan yargıç mı?
Sonra başka bir hikâye...
25 yıllık emeğini bir günde yutmuşlar bir dostun.
İki dükkân alacakmış.
Almış da aslında...
Tapuyu da vermişler.
Ama meğerse...
Her şey sahte.
Üzerine haciz varmış.
Bankadan ihtarname gelmiş.
Gittikçe yükselen "of" sesleri arasında anlatıyor:
“Gayrimeşru yolu denedim... Onlar da aynı.
Mahkemeye gittim.
Hakim dedi ki: ‘Dikkat etseydin.’”
Ne acı…
Dikkat etmeyen adalet değil,
suçlu olan yine halk.
Yine çaresiz olan.
Yine yalnız olan.
Peki kime gidelim hocam?
Hangi kapıya vuralım?
Hangi dosyada hakkımız var?
Hangi rafta vicdan?
Hangi yasada merhamet?
Bu ülkede;
Bir baba çocuklarını sevdiği için hapse giriyor.
Bir dost, 25 yılın emeğini dolandırıcılara bırakıp "boşver" demeyi
öğreniyor.
Bu ülkede;
Hırsızlar takım elbiseyle dolaşıyor.
Adalet, sıraya gireni değil, sıraya yerleşeni tutuyor.
Ve yine soruyorum:
Kim suçlu?
Çocuklarının gözleri önünde yıkılan bir babaya “suçlu” diyen mahkeme mi?
Yoksa o gözlerin içine hiç bakmamış bir toplum mu?
Sakın ha, çocukları suçlamayın.
Onlar sadece televizyon istemişti.
Hayal kurmuştu.
Yaralı hayallerin bedelini babaları ödedi.
Bu satırlar gerçek yaşanmışlıklardan derlenmiştir.
Belki de sadece bir baba, sadece iki çocuk değil…
Hepimiziz.
Bu bir hikâye değil sadece;
bir çağrı,
bir hatırlatma,
bir vicdan yoklaması.
Ph. D. Mehmet Rıza Özacar
Gazeteci Arş. Yazar