Kitaplar
HUCURÂT SURESİ: İNSANLIĞIN TOPLUMSAL AHLAK ANAYASASI
Bir toplumun huzuru yalnızca kanunlarla kurulmaz.
Huzur; insanların birbirlerine nasıl baktıkları, nasıl konuştukları ve birbirlerine nasıl davrandıklarıyla kurulur.
Bu açıdan baktığımda Hucurât Suresi'ni, insan ilişkilerinin ve içtimaî hayatın omurgası olarak görüyorum.
Hatta daha ileri giderek söyleyebilirim:
Hucurât Suresi, insanlığın suyudur, ekmeğidir, gıdasıdır, oksijenidir.
Çünkü sure, toplum hayatını içeriden çürüten hastalıkları birer birer teşhis eder ve daha hastalık ortaya çıkmadan tedbirini gösterir.
Önce araştır
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.”
(Hucurât, 49/6)
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz ilkelerden biri budur.
Bir haber duyuyoruz.
Bir mesaj geliyor.
Bir insan hakkında bir iddia ortaya atılıyor.
Hemen inanıyor, sonra da başkasına aktarıyoruz.
Oysa Kur'an'ın ilk emri açık:
Araştır.
Çünkü yanlış haber, yanlış kanaat doğurur. Yanlış kanaat önyargıya, önyargı düşmanlığa, düşmanlık ise bazen büyük felaketlere dönüşebilir.
Anlaşmazlıkta bile adaleti koru
Hucurât Suresi, kavga eden taraflara bile adaleti emrediyor:
“Aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın.”
(Hucurât, 49/9)
Çünkü adalet, sadece sevdiğimiz insana karşı gösterilecek bir erdem değildir.
Asıl adalet, sevmediğimiz insana karşı da adil olabilmektir.
İnsanların arasını düzelt
“Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”
(Hucurât, 49/10)
Kur'an burada yalnızca “Kavga etmeyin.” demiyor.
Daha büyük bir sorumluluk yüklüyor:
Bozulan ilişkileri düzeltin.
Demek ki mümin, insanların arasındaki çatışmayı seyreden değil; imkânı ölçüsünde ıslaha çalışan insandır.
Alay etme, küçümseme, kötü lakap takma
Hucurât Suresi insanın onurunu korumak için dilimize kadar müdahale ediyor:
“Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin.”
(Hucurât, 49/11)
Ardından:
“Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.”
Ne kadar önemli!
Çünkü bazen bir insanın yüzüne söylediğimiz küçücük bir söz, onun içinde yıllarca yaşamaya devam eder.
Özellikle çocuklarımıza söylediğimiz sözler üzerinde düşünmeliyiz.
“Sen zaten beceremezsin.”
“Sen adam olmazsın.”
“Senden bir şey çıkmaz.”
Bunlar sadece söz değildir.
Bazen bir çocuğun kendisi hakkındaki kanaatini oluşturan cümlelerdir.
Zandan sakın
Sonra Kur'an insanın zihnine giriyor:
“Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”
(Hucurât, 49/12)
“Bunu kesin bana karşı yaptı.”
“Herhalde benim arkamdan konuşuyor.”
“Beni zaten sevmiyor.”
Elimizde delil yoktur ama zihnimiz hükmünü vermiştir.
İnsan ilişkilerinin önemli bir bölümü, gerçeklerden değil; gerçek zannettiğimiz yorumlardan yara alır.
Kur'an bize burada da durmayı öğretiyor:
Her düşündüğün doğru değildir.
Kusur araştırma, gıybet etme
Aynı ayet devam eder:
“Birbirinizin kusurlarını araştırmayın ve birbirinizin gıybetini yapmayın.”
İnsanın başkasının açığını aramak yerine kendi kusuruyla meşgul olması ne büyük bir ahlâktır.
Gıybet ise Kur'an'da son derece sarsıcı bir benzetmeyle anlatılır.
Çünkü gıybet edilen insan orada değildir.
Kendini savunamaz.
Hakkındaki sözü düzeltemez.
Onun yokluğunda itibarını tüketmek, toplumun güvenini de tüketmektir.
İnsanları üstünlük yarışına sokma
Ve sure, bütün insanlığa seslenerek meseleyi en geniş çerçeveye taşır:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”
(Hucurât, 49/13)
İşte burada insanlığın ortak zemini kuruluyor.
Irk üstünlüğü yok.
Soy üstünlüğü yok.
Kabile üstünlüğü yok.
Servet ve makam üstünlüğü yok.
İnsan olmak var; ahlâk ve takva var.
ASR-I SAADET'İ ASR-I SAADET YAPAN NEYDİ?
Asr-ı Saadet'i sadece tarihî bir dönem olarak okumak yeterli değildir.
O dönemde Kur'an'ın ortaya koyduğu ahlâk, hayatın içinde karşılık buluyordu.
İnsanlar birbirlerine karşı sorumluluk taşıyor, adaleti gözetiyor, kardeşlik hukukunu koruyor, dilin ve davranışın toplum üzerindeki etkisini biliyorlardı.
Kur'an okunuyor, fakat sadece dille okunmuyordu; hayata taşınıyordu.
Ömer b. Abdülaziz döneminde de adaletin, kul hakkının ve yöneticinin sorumluluğunun merkeze alınması, toplumsal huzurun ahlâk ve adaletle ne kadar yakından ilişkili olduğunu gösteren dikkat çekici bir örnektir.
BUGÜN İHTİYACIMIZ OLAN ŞEY
Bugün savaşlardan aile içi çatışmalara, toplumsal kutuplaşmadan sosyal medya linçlerine kadar birçok problemle karşı karşıyayız.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
İnsan ilişkilerinin hangi ahlâkını kaybettik?
Haberi araştırıyor muyuz?
Adaleti koruyor muyuz?
İnsanların arasını düzeltmeye çalışıyor muyuz?
Alaydan sakınıyor muyuz?
Kötü lakaplardan kaçınıyor muyuz?
Zanlarımızı gerçek zannetmiyor muyuz?
Başkalarının kusurlarını araştırmıyor muyuz?
Gıybetten korunuyor muyuz?
İnsanı soyuna, makamına, servetine ve mensubiyetine göre değerlendirmiyor muyuz?
Sonra da soruyoruz:
“Neden huzur yok?”
Belki de cevap, yüzyıllar önce bize verilmişti.
BİR SURE, BİR MEDENİYET DERSİ
Hucurât Suresi'ni yalnızca camide okunan bir sure olmaktan çıkarıp evimize, okulumuza, iş yerimize, siyasete, medyaya ve sosyal hayatımıza taşıyabilirsek, insan ilişkilerinde büyük bir dönüşüm başlayabilir.
Bütün savaşları bir anda bitiremeyebiliriz.
Ama savaşın başladığı yeri değiştirebiliriz:
İnsanın zihnini ve dilini.
Çünkü büyük çatışmalar çoğu zaman küçük bir sözle başlar.
Bir yanlış haber...
Bir zan...
Bir hakaret...
Bir alay...
Bir iftira...
Bir gıybet...
Bir ötekileştirme...
Sonra büyür.
Aileye taşınır.
Sokağa taşınır.
Topluma taşınır.
Bazen de ülkelere kadar ulaşır.
İşte Kur'an daha en başında müdahale ediyor:
Araştır.
Adil ol.
Arayı düzelt.
Alay etme.
Kötü lakap takma.
Zandan sakın.
Kusur araştırma.
Gıybet etme.
Üstünlüğü soyda, renkte, makamda ve servette arama.
Bence Hucurât Suresi'nin bize söylediği büyük hakikat şudur:
Huzur, sadece savaşın olmaması değildir. Huzur; insanın insana güvenmesi, insanın insanın onurunu koruması ve insanların birbirlerine adaletle davranmasıdır.
Belki de insanlığın bugün yeni bir sisteme değil, terk ettiği bazı hakikatlere yeniden dönmeye ihtiyacı vardır.
Hucurât Suresi bunlardan biridir.
Bir sure...
Dokuz temel ilke...
Ve huzurlu bir toplum için hâlâ geçerli olan bir medeniyet reçetesi.
Mehmet Rıza Özacar
Araştırmacı Yazar
Aile Danışmanı