Kitaplar
Bazı insanlar vardır, çok konuşurlar; fakat konuştuklarından geriye pek bir şey kalmaz.
Bazı insanlar vardır, uzun konuşurlar; anlarsınız ama konuşmanın özetini bir türlü çıkaramazsınız.
Bazı insanlar vardır, suskundurlar; ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlayamazsınız.
Bazı insanlar da vardır ki konuşurlar ama bazen kendileri bile ne söylediklerinin farkında değildir.
Bir de başka türlü insanlar vardır.
Az konuşurlar, öz konuşurlar.
Cümlelerini seçerek kurarlar. Kelimeleri ölçer, tartar, yerli yerine koyarlar. Beden dilleri, söyledikleri kadar konuşur. İki dakikada, üç dakikada söyledikleri birkaç cümleden bir kitap çıkarabilirsiniz.
İşte Kestel Kaymakamımız Sayın Emre Zeyrek Bey'i ziyaretimde bende oluşan kanaat tam olarak budur.
Karşımda yalnızca genç bir kaymakam görmedim.
Devlet terbiyesi almış, makamın ağırlığını üzerinde taşıyan; fakat makamın gururunu taşımayan bir devlet insanı gördüm.
Konuşurken ölçülüydü.
Cümleleri kısa ama doluydu.
Beden dili, sözlerini tamamlıyordu.
Öyle ki bazı cümleleri bir tabela yazısı gibiydi: Kısa, açık ve yol gösterici...
Daha önemlisi, kaymakamlık makamının insana verebileceği o mesafeyi hissetmedim.
Makam vardı ama makamın gururu yoktu.
Devlet vardı ama devletin insanla arasına koyduğu soğukluk yoktu.
Ciddiyet vardı ama samimiyet kaybolmamıştı.Dikkatimi celb eden diğer husus ise, personelin de aynı elekten geçmiş olması. Ortada bir ahenk vardı adeta.
Bu, kolay kazanılan bir hâl değildir.
Bana göre bunun adı devlet terbiyesidir.
Ziyaretlerde zaman zaman kendime şu soruyu sorarım:
“Bu insan hangi çeşmeden su içmiş?”
Ailesi nasıl bir aileydi?
Nasıl bir terbiyeden geçti?
Hangi çevrede yetişti?
Çünkü insanın konuşmasından önce, yetiştiği iklim konuşur.
Ben şuna inanıyorum:
İnsanın ilk ve en büyük terbiyegâhı ailesidir.
İkinci terbiyegâhı ise devlet ve millet hizmetinin kendisidir.
Sayın Emre Zeyrek Bey'de bu iki terbiyenin güzel bir şekilde birleştiğini hissettim.
Bir başka gözlemimi de burada paylaşmak isterim.
Yıllar içerisinde birçok kurum ve kuruluş ziyaret ettim. Devlet kurumları da buna dâhil.
Benim gözlemime göre, makamın ve siyasî etkilerin karşısında bağımsız durabilme imkânı en güçlü olan devlet görevlileri arasında mülkiye mensuplarının, yani kaymakam ve valilerin ayrı bir yeri vardır.
Çünkü onların asıl sorumluluğu bir kişiye değil; devlete, millete ve görevlerinin hukukuna karşıdır.
İşte bu sebeple, genç yaşına rağmen Sayın Emre Zeyrek Bey'de gördüğüm devlet ciddiyetini ayrıca kıymetli buldum.
Bazen bir insanı uzun yıllar tanımanız gerekmez.
Birkaç cümle yeter.
Bazen bir makam odasında yapılan kısa bir sohbet, insan hakkında uzun bir biyografiden daha fazla şey anlatabilir.
Ben Kestel Kaymakamımız Sayın Emre Zeyrek Bey'in makamından ayrılırken böyle bir kanaatle ayrıldım:
Makam insanı büyütmez.
İnsanın karakteri, makamı büyütür.
Kendisine; devlet terbiyesi, ölçülü konuşması, samimiyeti ve makamın ağırlığını taşımasına rağmen makamın gururuna kapılmayan hâli için teşekkür ediyorum.
Genç yaşında böyle bir devlet adamlığı çizgisi ortaya koyan Sayın Emre Zeyrek Bey'e, görevinde başarılar diliyorum.
Yolunuz açık, hizmetiniz bereketli olsun Sayın Kaymakamım.
Bazı insanlar makamlarında oturur.
Bazı insanlar ise oturdukları makama değer katar.
Ben bugün ikincisine şahit oldum.