Kitaplar

MERHAMET : İNSANLIĞIN TUZU

MERHAMET: İNSANLIĞIN TUZU


Babamın elinde yaklaşık otuz santimlik kuru bir asma çubuğu vardı.

“Baba, bu nedir?” diye sordum.

“Bağdan kopardığım bir parça.” dedi.

Sonra çubuğa baktı ve şöyle anlattı:

“Sen buna kuru diye bakma. Bunu toprağa dikersen yeşerir. Dal verir, yaprak verir, sonra üzüm verir. O üzümü sıkarız, suyunu çıkarırız, kaynatırız; sonunda pekmez olur.”

Çocuk aklımla sordum:

“Baba, bütün bu çilenin, emeğin ve bekleyişin gayesi nedir?”

Babamın cevabı çok kısa oldu:

“Üzüm… Sonunda da pekmez.”

Yıllar sonra o kuru çubuğu düşündüğümde, babamın bana yalnızca bağcılığı değil, hayatın sırrını anlattığını fark ettim.

İnsan da böyledir. Bir emir öğrenir, bir yasak öğrenir, sabretmeyi öğrenir, ibadet eder, edep kazanır, ahlâk öğrenir. Fakat bütün bunların insanın içinde bir yere ulaşması gerekir.

Nereye?

İnsanı güzelleştirmeye, insanı yaşatmaya, insana fayda vermeye ve nihayet merhamete.

Annemin Tereyağındaki Tuz

Bir başka çocukluk hatıram da annemin tereyağı yaptığı günlerden kalmıştır.

Annem tereyağını eritiyor, üzerinde oluşan hafif ve istenmeyen kısımları alıyordu.

“Anne, onları niçin alıyorsun?” diye sordum.

“Onlar yağın özü değil.” dedi.

Sonra biraz tuz attı.

“Onu niçin koyuyorsun?”

“Yağı korur, bozulmasını önler.” dedi.

Yıllar sonra bunu düşündüğümde, merhametin insan hayatındaki yerini de annemin attığı o tuza benzettim.

Bilgi olabilir, ibadet olabilir, adalet olabilir, başarı olabilir, makam ve servet olabilir. Fakat bunların içine merhamet girmemişse, insanın elindeki değerlerin bozulma ihtimali vardır.

Çünkü merhamet, insanın elindeki güce insanlık ölçüsü koyar.

Merhamet, İslâm'ın Ahlâkî Meyvesidir

İslâm'ın emir ve yasaklarının her biri farklı hikmetler taşır. Fakat bu hükümler insanı; adalete, edebe, hayâya, iyiliğe, sorumluluğa ve merhamete yönelten bir ahlâk inşa eder.

Kur'ân, Allah'ı Rahmân ve Rahîm isimleriyle tanıtır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için ise:

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ, 21/107)

buyurur.

Demek ki peygamberliğin insan hayatındaki en büyük tezahürlerinden biri rahmettir.

İslâm'ın yetiştirdiği insan yalnızca bilen insan değildir; bildiğiyle iyilik yapan, gücüyle koruyan, adaletiyle hakkı gözeten ve merhametiyle insanı yaşatan insandır.

Peygamberimizin Merhamet Ölçüsü

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”
(Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedâil, 65)

Bir başka hadisinde:

“Yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.”
(Ebû Dâvûd, Edeb, 66; Tirmizî, Birr, 16)

Merhamet, Peygamberimizin hayatında yalnızca söylenen bir söz değildi. Çocuğu öperken, yaşlıya davranırken, fakiri gözetirken, hayvana eziyeti yasaklarken merhameti yaşanmış bir ahlâka dönüştürdü.

Merhamet Sadece Acımak Değildir

Merhamet yalnızca birine acımak değildir.

Merhamet, güçlüyken incitmemektir.

Haklıyken ezmemektir.

Ceza verebilecekken ölçüyü korumaktır.

Çocuğun hatasını düzeltirken kalbini kırmamaktır.

Düşene el uzatmaktır.

Yaşlıyı yük olarak görmemektir.

Yoksulu yalnız bırakmamaktır.

Hayvana eziyet etmemektir.

Ve bazen en önemlisi, insanın kendisine karşı da insaflı olabilmesidir.

Merhamet, adaletin karşıtı değil; adaletin insan yüzüdür.

Anadolu İrfanında Merhamet

Anadolu irfanı da yüzyıllardır aynı hakikati farklı ifadelerle anlatır.

Yunus Emre'nin:

“Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.”

anlayışı, ibadetin insanın ahlâkına ve davranışlarına yansıması gerektiğini hatırlatır.

Çünkü insanın gönlünü kırıp sonra yalnızca kendi ibadetinden söz etmek, ibadetin ruhunu eksiltir.

İbadet insanı güzelleştirmiyorsa, insanın kendisine yeniden bakması gerekir.

Said Nursî'nin Penceresinden

Mütefekkir Said Nursî'nin eserlerinde şefkat ve merhamet önemli bir yer tutar. Onun insan anlayışında iman, insanın yalnızca Allah'la ilişkisini değil, bütün mahlûkatla ilişkisini de güzelleştirmelidir.

Gerçek kulluk insanı sertleştiren değil, kalbini incelten bir kulluktur.

İman arttıkça insanın şefkati de genişlemelidir.

Bilim de Merhametin Gücünü Görüyor

Modern psikolojide merhamet, yalnızca ahlâkî bir kavram olarak değil, psikolojik iyilik hâli açısından da ele alınmaktadır.

Psikolog Paul Gilbert'in geliştirdiği Merhamet Odaklı Terapi (Compassion Focused Therapy) yaklaşımı, özellikle yoğun öz-eleştiri ve utanç yaşayan kişilerde şefkatli ve destekleyici bir iç tutumun önemine dikkat çekmektedir.

Araştırmalar da merhamet, sosyal bağlılık ve psikolojik iyilik hâli arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir.

Yani bilim başka bir dille bize şunu söylemektedir:

İnsanın başkasının acısını görebilmesi ve ona iyi gelmeye yönelmesi, yalnız karşısındakini değil, kendisini de besleyebilir.

Sahadan Bir Doktor Örneği

Bir doktora sormuştum:

“Mesleğinizde sizi en çok mutlu eden an nedir?”

Bana çok sade bir cevap verdi:

“Faydalı olduğum ve sıhhatine vesile olduğum hastanın yüzündeki sevinçtir.”

İşte mesleğin zirvesi belki de budur.

Doktor bilgisini insan için kullanır.

Öğretmen bilgisini insan için kullanır.

Çiftçi toprağı insan için işler.

Anne çocuğu için gecesini gündüzüne katar.

İnsan, sahip olduğu imkânı başka bir insanın hayatına iyilik olarak taşıdığı zaman kendi varlığının anlamını daha derinden hisseder.

Merhamet Yoksa Ne Olur?

Merhamet kaybolduğunda bilgi silaha, zenginlik üstünlük aracına, makam tahakküme, adalet intikama, eğitim baskıya dönüşebilir.

İşte bu yüzden merhameti tereyağındaki tuza benzetiyorum.

Tuz tek başına yemek değildir; fakat yağı korur.

Merhamet de tek başına bütün ahlâk değildir; fakat ahlâkın insanî kalmasına yardım eder.

Kuru Çubuktan Pekmeze

Babamın elindeki kuru asma çubuğunu bugün başka türlü görüyorum.

O çubuk toprağa girdi, yeşerdi, dal verdi, yaprak verdi, üzüm verdi. Üzüm sıkıldı, kaynadı ve sonunda pekmez oldu.

İnsan da böyledir.

Hayat onu yoğurur.

İbadet eğitir.

Bilgi geliştirir.

Sıkıntı olgunlaştırır.

Adalet dengeler.

Hayâ korur.

Ahlâk güzelleştirir.

Ve bütün bunların insanın içinde bir karşılığı olmalıdır:

Merhamet.

Çünkü insanın ulaştığı en güzel makam yalnızca çok bilen, çok kazanan veya çok güçlü olan insan olmak değildir.

İnsana iyi gelen insan olmaktır.

Belki de mesele tam olarak budur:

Allah insana sahip olduklarını yalnızca kendisi için değil, başkalarının hayatına güzellik taşıması için de verir.

Annemin tereyağına attığı o küçücük tuz gibi:

Merhamet, insanlığın bozulmasını önleyen tuzdur.

Tuz yoksa yağ bozulur; merhamet yoksa insanlık bozulur.


Mehmet Rıza ÖZACAR

Gzt Arş Yazar