Günlük Yazılar

Münki̇râta karşi i̇lahî mes’uli̇yeti̇mi̇z

“Kutsal Değerlerimiz Tehlike Altında”


Günümüz dünyasında kutsal değerlerimiz, sistematik ve planlı bir şekilde tehdit altına alınmaktadır. Bir yandan görsel medya, diğer yandan sosyal medya üzerinden yürütülen karalama ve yozlaştırma faaliyetleri, bu ümmetin inanç temellerine açıkça saldırmakta ve ciddi manevi tahribatlara sebep olmaktadır. Özellikle Allah Teâlâ’nın ve Resûlü’nün (s.a.v.) yasakladığı, hiçbir inanç sisteminde yeri olmayan süfli davranışlar, toplumun gözleri önünde utanmazca sergilenmekte, hatta normalleştirilmeye çalışılmaktadır.

Ne yazık ki bu hazin tabloya karşı, mütedeyyin camiada ciddi bir duyarsızlık hâkimdir. Hatta izlenmektedir (kısmen de olsa). Sanki “bana ne” tavrıyla hareket edilmekte, ümmetin en büyük değerleri hiçe sayılırken, gerekli tepki ortaya konmamaktadır.

Resûlullah (s.a.v.), bu konuda ümmete açık bir mesuliyet yükleyerek şöyle buyurmuştur:

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78)

Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Hanımlar Rehberi adlı eserinde, ailenin İslam’ın küçük bir numunesi olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullanır:

“Kadın bu müessesenin direği, çocuklar ise istikbalin teminatıdır. Âileyi ifsat eden her şey, milletin köküne dinamit koymaktır.”


Yine aynı eserde, “Medeniyetin sefihane tavırları, âile yuvalarını yıkmakta, neslin terbiyesini ifsat etmektedir.” Diyerek aile kurumuna yöneltilen tehditlerin vehametini gözler önüne serer.

Bugün ekranlarda uyuşturucu kullanımı meşrulaştırılmakta, şiddet adeta bir yaşam tarzı gibi gösterilmekte, zinâ ve ahlâksızlık aleni bir şekilde teşvik edilmektedir. Her üç evlilikten birinin boşanma ile sonuçlandığı gerçeği ise, toplumsal ifsatın adeta zirveye  ulaştığını açıkça ortaya koymaktadır. Kur’ân-ı Kerîm bu duruma karşı bizi şöyle ikaz eder:

“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkin bir iştir ve kötü bir yoldur.” (İsrâ, 17/32)

“Hayâsızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın.” (En‘âm, 6/151)

“Allah, çirkin sözün açıkça söylenmesini sevmez.” (Nisâ, 4/148)


Ekranlarda sergilenen edepsizlikler, hayasızlıklar ve ahlâkî dejenerasyonlar, toplumun ruhunu zehirlemekte; zihinleri karartmakta, kalpleri soğutmakta, aileleri parçalamaktadır. Medeniyet adına sunulan her türlü yozlaşma, aslında birer içtimâî zehir hükmündedir.

Kim Yada Kimler Mesul ?


İbn Haldun’un, “Rüesâ mes’ûldür” sözüyle işaret ettiği üzere, idarecilerin ve kanaat önderlerinin bu gidişata karşı sorumluluğu büyüktür. Kur’ân-ı Kerîm,

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6)

Emriyle hem bireylere hem de yöneticilere ciddi bir ikazda bulunmaktadır.

İmam-ı Gazâlî’nin, “Ehl-i hizmet el birliği etmelidir.” Sözü, Kur’an’daki şu âyetle bütünleşmektedir:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz.” (Âl-i İmrân, 3/110)

Yine Üstad Bediüzzaman’ın, “Nefsinden başla!” ikazı, şu ilâhî beyanın bir yansımasıdır:

“Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir. Onu kirletense ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/9-10)


Bugünün yayınlarında gördüğümüz müstehcenlikler ve açık teşhirler, Peygamber Efendimiz’in şu uyarısını akıllara getirmektedir:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31)

Bir Tesbit

Geçen hafta ülkenin zararına olan bir yasanın TBMM den  geri çekilmesi sürecinde STK ve cemmatların çok etkisinin olduğunu bizzat müşahede ettim.

Arzu ve temennimiz ise ,aile mahremiyetine ve bu milletin (Müslümanlar) kutsalına halel getiren TV programlar nın ya kaldırılması ya da makul seviyeye çekilmesi için siz muhterem hocalarımdan destek  temennim olacaktır. Esra E...programında milyonarca insanın gözleri önünde ve canlı yayında yapılan ifşa rezalet  bardağı taşıran son damla oldu.

Mesuliyetimiz

Müslüman; haramları terk eden, farzları ihya eden, sünnetleri ise hayatının merkezine alan kişidir. Elbette ki herkesin imkânı ve gücü nispetinde sorumluluğu vardır. Ancak unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünneti yalnızca misvak kullanmak değil; yetime kol kanat germek, zulmü ,fuhuşiyatı engellemek ve  adaleti ikame etmek,bir zalim kadar kadar cesur olmaktadır.Kayb edilecek bir şeyimiz yoktur yeter ki Allah ve Resulü ün rızasını zayi  etmeyelim 

Allah resulü sav bir avuç insanla bizlere dini mübini teslim ettiler - emanet bıraktılar.Ne hazindir ki  bugun1.7 milyar insan onu korumakta ve yaşamakta aciz. Tek çare ahlaki değerlerimize tekraren rucû etmek.

“Sizin en hayırlınız, ahlâkça en güzel olanınızdır.” (Buhârî, Edeb 39)

NİYAZIM


Ey Rabbi Rahîm!

Bizleri, Hakk’ın, Resûl’ünün ve her ikisinin birleşmesiyle teşekkül eden İslam’ın cadde-i kübrâsından ayırma. Bizlere merhamet et, bizleri Resûl-i Ekrem’e komşu eyle. Sırat-ı müstakîm üzere sebat etmeyi ve bu yolda sabırla yürümeyi bizlere nasip eyle. Âmin.


Ph.D.Mehmet Rıza ÖZACAR 

Gzt.Arş.Yazar