Kitaplar

MÜNÜBÜSÇÜNÜN KARISI

Etiketin Gölgesinde: Minibüsçünün Karısı

 

Hayatın içinde zaman zaman öyle olaylar yaşanır ki, bize sadece insanlar arası ilişkileri değil, aynı zamanda iç dünyamızdaki eksiklikleri de gösterir. Kalabalıklar içinde yalnız hissetmek, görünür zenginliklerin ardında gizli fakirlikler yaşamak mümkündür. Maneviyatın olmadığı bir yerde, en lüks hayat bile insanı mutlu etmeyebilir.



Maneviyat eksikliğinin ailede nasıl bir huzursuzluğa dönüştüğünü, yakın bir dostumun anlattığı bir olaydan dinledim.

Yıldırım adında bir arkadaşım, günlerden bir gün üzgün bir halde yanıma geldi. Sebebini sordum, anlatmaya başladı:

“Ramide, gıda toptancılığı yapan bir yakınım var. Yıllardır aynı mahallede oturuyorduk. Eşi, daha lüks bir yaşam arzusuyla bir siteye taşınmak istedi. Israrlara dayanamayarak kabul etti. İlk başta memnun gibiydi. Ama geçen gün moralini bozuk gördüm. ‘Hayırdır?’ dedim. ‘Hanım, eski mahalleye dönmek istiyor’ dedi. Sebebini sorunca anlatmaya başladı.

‘Sitedeki kadınlar tanışma çayı yapmış. Ev sahibesi eşimi tanıtırken, biri “Minibüsçünün karısı mı?” demiş. Ben o gün minibüsle siteye girmiştim, çünkü Mercedes çocuklardaydı. Bu söz eşimi derinden yaralamış. “Senin yüzünden küçük düştüm” diyor. Şimdi taşınmak istiyor. Onca masrafı ne yapacağız?’


Kendisine, ‘Minibüs ayıp mı? Üstelik oldukça değerli bir araç. İnsan işini helalinden yapıyor, bundan güzel ne olabilir?’ dedim. Ama mesele zaten araç değildi, mesele bakış açısıydı.

Bu olay bana bir hakikati bir kez daha hatırlattı: Hayatta maneviyat eksikse, geçici dünyalıklar bile insanın kalbini yaralayabilir. İmanlı görünmek yeterli değil; sağlam, köklü bir iman ve kişilik gerek. Aksi halde, başkalarının sözleriyle sarsılmak kaçınılmaz olur.

Ne acıdır ki, bu tür incitici tavırlar zaman zaman dindar görünümlü çevrelerden geliyor. Dış görünüşe değil, iç olgunluğa kıymet verilmesi gerektiğini unutuyoruz.

 

Bediüzzaman’ın da dediği gibi:

“Hayat, eğer iman olmazsa veya isyanla o iman tesir etmezse; kısa bir zevk ve lezzetle beraber, binlerce elem, hüzün ve keder verir.”

 

İşte bu yüzden maneviyat; sadece inançla değil, davranışla, ahlakla, edeble hayat bulmalı. Aksi takdirde, sahip olduklarımız değil, sahip olamadığımız huzur içimizi kemirir.



Ph. D. Mehmet Rıza Özacar

Gazeteci Arş Yazar