Kitaplar

ÖNCE PUSU KURDULAR, SONRA BİZ NE YAPTIK Kİ?

    ÖNCE İTTİLER, SONRA AĞLADILAR…


 Değerli okurlarım,


 Bugün yüreğim kanıyor…


Yakın çevremizde yaşanan bir hadise beni derinden sarstı. Genç bir insan… Günlerce kapısı açılmayınca komşuları şüphelendi. Kapı zorlandı. İçeri girildiğinde ise artık çok geçti.


Bir can, sessizce hayattan ayrılmıştı…


Fakat beni en çok düşündüren ölümün kendisi değil, ölümden önce yaşananlardı.


Çünkü ben yıllardır aile danışmanlığı yapıyorum.


Şunu defalarca gördüm:


İnsan bir anda yıkılmaz.


Bir anda vazgeçmez.


Bir anda tükenmez.


İnsan, yavaş yavaş yalnızlaştırılır.


Yavaş yavaş sıkıştırılır.


Yavaş yavaş nefessiz bırakılır.


Sonra da çıkış yolu göremez hâle gelir.


Dikkat ettiniz mi?


Olay olmadan önce herkes konuşur.


"Kız, bunu nasıl affedersin?"


"Ben olsam kapıyı çarpar giderim."


"Bu kocayla yaşanır mı?"


"Bu kadın çekilir mi?"


"Çocukları sakın verme."


"Mahkemeye git."


"Ben olsam asla sabretmem."


"Bizim zamanımızda böyle miydi?"


Her kafadan bir ses…


Her ağızdan başka bir hüküm…


Her cümle, zaten yara almış bir kalbe yeni bir yük…


Sonra…


İş işten geçince aynı insanlar bu defa şöyle der:


"Yazık oldu…"


"Hiç beklemezdik."


"Allah rahmet eylesin."


"Keşke bize söyleseydi."


"Peki insan bunu nasıl yapar?"


Ben ise başka bir soru soruyorum:


O insanı bu noktaya gelinceye kadar kim dinledi?


Kim gerçekten anlamaya çalıştı?


Kim omzuna dokunup,


"Gel, birlikte çözelim." dedi?


Maalesef çoğu zaman insanlar çözüm üretmiyor.


Taraf üretiyor.


Fitne büyüyor.


Öfke büyüyor.


Yalnızlık büyüyor.


Ve en sonunda, geriye sadece pişmanlık kalıyor.


Bediüzzaman Said Nursî, hadiselerin tek bir sebebe bağlanamayacağını ifade eder. Bir olayın meydana gelişinde insanın iradesi, çevrenin etkisi ve İlâhî takdir gibi farklı yönler birlikte değerlendirilmelidir. Hayat, tek kişinin omzuna yüklenemeyecek kadar ağır bir imtihandır.


Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur:


"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının..." (Hucurât Sûresi, 12)


Çünkü nice zanlar, nice yuvaları yıkmıştır.


Nice sözler, nice kalpleri yaralamıştır.


Bugün hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız:


Ben, yangına su taşıyanlardan mıyım?


Yoksa farkında olmadan ateşe odun atanlardan mı?


Çünkü bazen öldüren sadece bir olay değildir.


Biriken sözlerdir…


Biriken yalnızlıktır…


Biriken yargılardır…


Ve en acısı…


İnsan toprağa verildikten sonra dökülen gözyaşları, ona artık fayda vermez.


Belki de ihtiyaç duyduğu şey, yaşarken uzatılacak samimi bir el, yargılamayan bir kulak ve "Ben senin yanındayım." diyen tek bir cümleydi.


Bugün bir insanın hayatına dokunabiliyorsak, yarına bırakmayalım. Çünkü bazı pişmanlıkların telafisi yoktur.

Not:

İnsan bir anda yıkılmaz. Bir anda vazgeçmez. Bir anda tükenmez. İnsan, yavaş yavaş yalnızlaştırılır, yavaş yavaş sıkıştırılır, yavaş yavaş nefessiz bırakılır."

Bu, hem psikolojik hem de edebî açıdan okuyucunun zihninde yer edecek bir cümledir.


Mehmet Rıza Özacar

Gazeteci – Araştırmacı Yazar