Kitaplar

ÖNCE ANLATTIKLARIMI YAŞAMALIYIM

İYİLEŞME İÇERİDEN BAŞLAR


Kur’an’ın ilk mesajlarına baktığımızda, insanın nasıl yetiştirildiğine dair dikkat çekici bir yol haritası görürüz.

Yaygın nüzul sıralamasında ilk sûre Alak’tır: Oku.
(Alak, 96/1-5)

Ardından Kalem gelir: Öğren, yaz, düşün.
(Kalem, 68/1-4)

Müzzemmil’de insanın iç dünyasını eğitmesi, gece Kur’an’la beslenmesi ve kendisini hazırlaması istenir.
(Müzzemmil, 73/1-10)

Müddessir’de ise artık hareket zamanı gelir: Kalk ve uyar.
(Müddessir, 74/1-7)

Sonra Fâtiha gelir ve insana önemli bir dengeyi hatırlatır: Bütün bu ilim, çaba ve gayretin sonunda yine Rabbine dön ve “Bizi dosdoğru yola ilet” de.
(Fâtiha, 1/6)

Bu sıralamayı bir eğitim yolu olarak okuyacak olursak:

Oku. Öğren. Kendini yetiştir. Yaşa. Anlat. Fakat kendini yeterli görme.

Hz. Peygamber’in bir hadisinde ilim ve hidayet yağmura, insanlar ise toprağa benzetilir. Kimi toprak yağmuru alır, ürün verir ve başkalarını da faydalandırır; kimi suyu tutar, başkalarının yararlanmasını sağlar; kimi ise ne suyu tutar ne de ürün verir.
(Buhârî, İlim, 20; Müslim, Fedâil, 15)

Demek ki mesele yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.

Bilgi insana ulaşacak, insan bilgiden beslenecek, sonra o bilgi hayata dönüşecek ve başkaları da ondan faydalanacaktır.

Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Biz dünyayı değiştirmeye çalışırken kendimizi ne kadar değiştiriyoruz?

Kur’an şöyle sorar:

“Siz Kitab’ı okuyup durduğunuz hâlde kendinizi unutuyor musunuz?”
(Bakara, 2/44)

Bir başka yerde ise:

“Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”
(Saff, 61/2)

Ardından bunun ne kadar ağır bir davranış olduğu vurgulanır:
“Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir öfkeye sebep olur.”
(Saff, 61/3)

Çünkü insanın sözü ile hayatı arasındaki mesafe açıldığında, bilgi davranışa dönüşmemiş olur.

Bu yüzden iyileşme içeriden başlar.

İnsan değişir, ailesine yansır. Aile değişir, çevresine yansır. Çevre değişir, topluma yansır.

Kur’an’ın şu ilkesi de bu noktada dikkat çekicidir:

“Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerindeki durumu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”
(Ra‘d, 13/11)

Elbette toplumların bütün problemleri yalnızca bireysel değişimle çözülmez. Adalet, eğitim, ekonomi, hukuk ve kurumlar da önemlidir. Fakat bütün bunların merkezinde yine insan vardır.

Belki de mesele bu kadar sadedir:

Oku ki bil.
Bil ki kendini tanı.
Kendini düzelt ki yaşayabilesin.
Yaşa ki sözün tesir etsin.
Faydalı ol ki senden başkaları da istifade etsin.
Ve bütün bunların sonunda yine Rabbinden hidayet iste.

Çünkü gerçek değişim, çoğu zaman dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya doğru yayılır.

Bir insanın iyileşmesi bazen bir ailenin huzuruna, bir ailenin huzuru da bir toplumun geleceğine dokunur.

Toplumu değiştirmek istiyorsak önce insanı ihmal etmemeliyiz.

Mehmet Rıza özacar

Gzt arş yazar