Kitaplar

RUHA VURULAN DARBE

İNSAN RUHUNA VURULAN GÖRÜNMEZ DARBELER


Mehmet Rıza Özacar

Gazeteci – Araştırmacı Yazar


Rivayet edilir ki Abbâsî halifelerinden biri hakkında, devrin âlimlerinden biri halk arasında oldukça sert ifadeler kullanır. Halife bu âlimi saraya davet eder ve ona iki soru sorar:


— Ben mi daha zalimim, yoksa Firavun mu?


Âlim:


— Elbette Firavun.


Halife tekrar sorar:


— Peki, sen mi daha üstünsün, yoksa Hz. Musa mı?


Âlim:


— Hâşâ! Elbette Hz. Musa.


Bunun üzerine halife şöyle der:


— Allah, Hz. Musa'yı Firavun'a gönderirken ona: “Ona yumuşak söz söyleyin; belki öğüt alır veya korkar.” buyurdu. Firavun'a karşı bile yumuşak söz emredilmişken, bana neden sertlik ve hakaret tercih edildi?


Rivayete göre âlim bu sözlerden etkilenir, özür diler ve bundan sonra daha yumuşak bir üslup kullanacağını ifade eder.


Bu kıssa sadece devlet adamlarıyla ilgili değildir. Evladımızla, eşimizle, dostumuzla, çalışanımızla, öğrencimizle ve komşumuzla olan ilişkilerimizde de geçerli olan önemli bir hakikati hatırlatır: İnsanları düzeltmek istiyorsak, önce onların kalbine ulaşabilmeliyiz.


İnsanı psikolojik olarak yıpratan, hatta zamanla ruhunda derin yaralar açan bazı davranışlar vardır. Bunların başında muhatabı sürekli suçlamak gelir. İkinci olarak kişinin sürekli kendisini suçlaması da ruh sağlığını bozar. Üçüncüsü, karşı tarafı değersiz görmek ve ona değer vermemektir. Dördüncüsü ise kişinin kendisini veya muhatabını başkalarıyla kıyaslamasıdır.


Sürekli eleştirilen, küçümsenen, değersiz hissettirilen veya başkalarıyla kıyaslanan insanın ruhunda zamanla derin yaralar oluşur. Bu sebeple insanlara nasihat ederken kırıcı olmak yerine yaşayarak örnek olmak, izah etmek, meşveret etmek ve hata yapan kişinin hatasını düzeltmesine yardımcı olmak daha doğru bir yoldur.


Bir insanın kusurunu başkalarının yanında söylemek çoğu zaman faydadan çok zarar getirir. Eğer bir hata düzeltilecekse mümkünse kişinin yanında, uygun bir dille ve doğrudan konuşulmalıdır. Eğer konu yetki gerektiriyorsa, o zaman ehil ve vazifeli kimselere bildirilmelidir.


Kullanılan sözler, muhatabın anlayış seviyesine uygun olmalıdır. Beden dili de en az söz kadar önemlidir. Atalarımızın dediği gibi:


«“Hâl dilinin tesiri, elfazın tesirinden üstündür.”»


İletişim alanında yapılan çalışmalar da insanların çoğu zaman söylenen sözden çok, sözü söyleyen kişinin tavrından etkilendiğini göstermektedir.


Eğer gayemiz haklı çıkmak değil de sonuç almak ise, en kolay ve en yumuşak yolu tercih etmek daha hayırlıdır. Nitekim Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:


«“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî)»


Atalarımız da ne güzel söylemiş:


«“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”»


Hayatın içinde bunun sayısız örneğini görmek mümkündür. Sert sözlerin kapattığı nice kapıyı, yumuşak bir söz açmıştır.


Yüce Allah şöyle buyurur:


«“Ona yumuşak söz söyleyin; belki öğüt alır veya korkar.” (Tâhâ, 44)»


Ünlü psikolog Carl Rogers ise şu tespitte bulunur:


«“İnsanlar kendilerini anlaşılmış hissettiklerinde değişmeye daha açık hâle gelirler.”»


Öyleyse suçlamadan önce anlamayı, öfkeden önce merhameti, sertlikten önce yumuşak sözü tercih edelim. Çünkü bazen bir insanın kalbine ulaşan anahtar, yüksek ses değil; samimi ve yumuşak bir sözdür.