Kitaplar

GÖRÜNENE ALDANMAK

GÖRÜNENE ALDANMA!

Bir Ailenin Sessiz Çığlığı

Bir telefon geldi.

"Hocam, on sekiz yıllık evli bir çift boşandı. İki çocukları var. Acaba yeniden bir araya gelmeleri mümkün mü?"

"Önce dinleyelim." dedim.

Çünkü biliyorum ki, hüküm vermeden önce dinlemek gerekir.

İlk görüşmeyi beyefendiyle yaptım.

İlk cümlem şuydu:

"Bakınız... Bana eksik bilgi verirseniz size yardımcı olamam. Ama doğruyu anlatırsanız, birlikte hakikati bulabiliriz."

Kabul etti.

Sorular başladı.

"Kaç yıllık evlisiniz?"

"On sekiz."

"Kaç çocuğunuz var?"

"İki."

"Eşiniz neden boşanmak istedi?"

"İşe başladıktan iki ay sonra değişti. Boşanmak istedi ve boşandık."

Devam etti:

"Çocukları aldı. Arabayı aldı. Sonra çocukları anne ve babasına bırakıp tek başına bir ev tuttu. İşte buna çok kırıldım."

İlk bakışta tablo açıktı.

İnsan ister istemez, "Demek ki kadın değişti." diye düşünüyor.

Ama hakikat, çoğu zaman görünen değildir.

Konuşmaya devam ettik.

"Eşiniz çocuklarına nasıl davranırdı?"

"Onlara gözü gibi bakardı."

"Ev işleri?"

"Hiç aksatmazdı."

"Size karşı saygısızlığı?"

"Yoktu."

"En son ne zaman eşinizi baş başa yemeğe götürdünüz?"

Uzun bir sessizlik oldu.

"Beş yıl önce..."

Sorular devam etti.

"Kaç kardeşsiniz?"

"Altı."

"Babanız, eşinizi sever miydi?"

"Hayır."

"Anneniz?"

"İdare ederdi."

Abilerin ve kız kardeşlerin?"

"Araları iyi idi denilmez"

"Kaç yıldır çalışıyorsunuz?"

"Yirmi dört yıl."

"Peki, yirmi dört yıllık emeğinizin karşılığı nerede?"

Sessizlik...

"Hâlâ babamın aldığı evde oturuyorum."

İşte o anda başka bir pencere açıldı.

Dedim ki:

"Acaba eşiniz sizi değil, yıllardır içinde yaşadığı düzeni terk etmiş olabilir mi?"

"Belki yıllarca aynı evde herkesin sözünü işitti..."

"Belki her gün biraz daha yoruldu..."

"Belki artık nefes alamadığını hissetti..."

"Belki işe girince ilk defa kendi ayakları üzerinde durabileceğini düşündü..."

"Ve 'Çocuklarımı alacağım ama önce ayakta durmalıyım.' dedi."

Bunları söyler söylemez...

Adam sustu.

Yaklaşık yarım dakika...

Tek kelime etmedi.

Sonra iki eliyle başına vurdu.

Ve hayatının belki de en acı cümlesini söyledi:

"Allah beni kahretsin... Meğer sorun benmişim..."

Sonradan öğrendik ki, eşinin tek başına ev tutmasının sebebi bambaşkaydı.

İş yeri, çocukların okulu ve anne-babasının evi birbirine çok uzaktı.

Okullar kapanınca çocuklarını yanına almayı planlıyordu.

Yani zannedildiği gibi kaçmıyordu.

Hayatını yeniden kurmaya çalışıyordu.

Adam çok pişman oldu.

Defalarca barışmak istedi.

Biz de araya girdik.

Fakat bazen pişmanlık, kırılan kalbi tamir etmeye yetmiyor.

On sekiz yıllık bir yuva...

İki ay içinde dağıldı.

En ağır bedeli ise iki masum çocuk ödedi.

Kur'an-ı Kerim bize önemli bir ölçü verir:

"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır." (Hucurât, 49/12)

Sevgili Peygamberimiz (sav) ise şöyle buyurur:

"Mümin, müminin aynasıdır."

Ayna kusuru büyütmez.

Gösterir.

Kırmaz.

Düzeltmeye yardım eder.

Bugün nice evlilikler ihanet yüzünden değil...

Konuşulmadığı için bitiyor.

Nice insanlar sevgisizlikten değil...

Anlaşılmadıkları için susuyor.

Nice eşler gitmek istedikleri için değil...

Artık dayanamadıkları için gidiyor.

Belki de sormamız gereken ilk soru şudur:

"Eşim neden değişti?" değil...

"Ben, eşimin sessizliğini ne zaman duymayı bıraktım?"

Unutmayalım...

Bir insan bağırıyorsa, onu herkes duyar.

Ama sessizce tükeniyorsa...

Onu sadece gerçekten sevenler fark eder.

Ve bazen...

Bir aileyi yıkan şey büyük bir kavga değildir.

Yıllarca sorulmayan şu küçük cümledir:

"İyi misin?"


Ph.D. Mehmet Rıza Özacar 

Gzt. Arş.Yazar