Kitaplar

SEYİRCİ KALIRSAN O KÖTÜLÜK BİR GÜN SENİ DE VURUR

  1.       SESSİZ KALINAN KÖTÜLÜK BİR GÜN HERKESİ BULABİLİR


    "Bir de öyle bir fitneden sakının ki, o içinizden yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı çetindir."
    (Enfâl Suresi, 25)

    Ayetin Verdiği Evrensel Mesaj

    Kur'ân-ı Kerîm bu ayette yalnızca kötülük yapanları değil, kötülüğün yayılmasına seyirci kalan toplumu da uyarmaktadır.

    Çünkü bazı yanlışlar yalnızca onları yapan kişiye zarar vermez. Zamanında fark edilmeyen, önemsenmeyen veya "Bana ne!" denilerek geçiştirilen hatalar; aileyi, okulu, mahalleyi ve toplumu etkileyen büyük felaketlere dönüşebilir.

    Modern sosyal psikolojide John Darley ve Bibb Latané'nin ortaya koyduğu "Seyirci Etkisi (Bystander Effect)" tam da bunu anlatmaktadır. İnsan sayısı arttıkça, çoğu zaman sorumluluk duygusu azalır. Herkes, "Nasıl olsa bir başkası ilgilenir." diye düşünür. Sonuçta ise hiç kimse harekete geçmez.

    Kur'an ise asırlar önce şu hakikati haber vermiştir:

    Kötülük zamanında engellenmezse, zararı yalnızca suçluya değil, masumlara da ulaşabilir.

    Aile ve Toplum Psikolojisinde Yansıması

    Bir evde yıllarca devam eden hakaret, değersizleştirme, ilgisizlik, bağımlılık veya şiddet yalnızca anne ve babayı etkilemez; çocukların kişiliğine, kardeş ilişkilerine ve hatta sonraki nesillere kadar uzanabilir.

    Bugün psikolojinin "kuşaklar arası travma" dediği gerçek de bunu doğrulamaktadır.

    Bu sebeple Kur'an, kötülüğün büyümesine seyirci kalmamayı emretmektedir.

    Hz. Peygamber (sav) de bu sorumluluğu şu özlü ifadeyle dile getirmiştir:

    "Kim bir kötülük görürse gücü yetiyorsa onu düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse kalben buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim)

    Saha Çalışmamdan Bir Gözlem

    Yıllar süren danışmanlık hayatımda beni en çok üzen gerçeklerden biri şudur:

    Bazen bir gencimiz ağır psikolojik sıkıntılar yaşamaktadır.

    Aile, "Okul ilgilensin." der.

    Okul, "Ailesi çözsün." diye düşünür.

    Yakın çevresi, "Beni ilgilendirmez." diyerek geri çekilir.

    Herkes iyi niyetli olabilir; fakat herkes sorumluluğu bir başkasına bıraktığında, bazen telafisi mümkün olmayan acı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

    Ne yazık ki bazı olaylar, henüz hayatının baharında olan bir gencimizin hayatıyla sonuçlanmakta; ardından ailesi, arkadaşları, öğretmenleri ve çevresindeki insanlar derin bir pişmanlık yaşamaktadır.

    Olaydan sonra sıkça şu cümleler duyulur:

    "Keşke biraz daha ilgilenseydik."

    "Keşke onu daha iyi dinleseydik."

    "Keşke yalnız bırakmasaydık."

    Fakat çoğu zaman bu "keşkeler", artık geri dönüşü olmayan bir noktadan sonra söylenmektedir.

     

    Sonuç

    Enfâl Suresi'nin bu ayeti bize sadece kötülükten uzak durmayı değil, iyiliğin sorumluluğunu da yüklemektedir.

    Bazen bir selâm...

    Bazen samimi bir dinleyiş...

    Bazen bir telefon...

    Bazen de "Ben senin yanındayım." diyebilmek...

    Bir insanın hayatında yeni bir başlangıca vesile olabilir.

    Toplumu ayakta tutan sadece kanunlar değildir; vicdan sahibi insanlardır.

    Belki de bu yüzden Kur'an bize "Bana ne?" demeyi değil, "Ben bu insan için ne yapabilirim?" diye sormayı öğretmektedir.

    Çünkü bazen bir insanın elinden tutmak, bir aileyi kurtarmaktır; bir aileyi kurtarmak ise bir toplumu kurtarmaktır.

    Mehmet Rıza Özacar