Kitaplar

YARIM SAKAL YA DA BOZULAN KİMLİK

"YARIM SAKAL" ve Yarım Kimlikler Üzerine Bir Hikâye

 Yıllar evvel  (1980) hocamın anlattığı bir hikâyeyi hiç unutmam...

Arapça ezan ve Kur’an okunmasının yasak olduğu bir dönemde, köylüler gizlice bir hoca tutmuşlardı. Ramazan ayının son günleriydi. Bayram yaklaşırken köye  vali geldi. Muhtarı, ardından imamı çağırttı. İmamdan Türkçe ezan okumasını, sarığını çıkarmasını ve sakalını kesmesini istedi.

İmam düşündü: Ezanı Türkçe okurum belki, ama ya sakal? Sakalı kesersem köylü beni gerçek imam sanmaz, paramı vermez. Çözüm olarak sakalın sadece ucunu kesti. Ama yüzünde tuhaf bir görüntü oluştu. Vali bu hali görünce sordu: “Bu ne hal hoca?”

İmam valinin kulağına eğildi ve şöyle dedi:

“Sayın Valim... Sakalın tamamını kesersem köylü paramı vermez. Bu kadarı sizi ikna ederse, izin verin böyle kalsın…”

Ama kimse ikna olmadı. Sakal tam kesildi, imam da köydeki saygınlığını kaybetti. Çok geçmeden herkes anladı: Bu kişi aslında gerçek bir imam bile değildi. Birkaç sure ezberlemiş, dini bilmeyen halkı kandırmıştı. Sonunda köyden ayrıldı. Ne köylüye ne devlete bir faydası dokundu.

Köylüler, sonrasında gerçek bir imam buldular. Yeni imam, aynı vali geldiğinde şöyle dedi:

“Efendim, beni görevden alabilirsiniz. Yasak da koyabilirsiniz. Ama inancıma ve kendime ihanet edemem.”

Bu dik duruş karşısında vali sessiz kaldı.


Peki bu hikâyeyi neden anlattım?


Çünkü bugün de benzer bir yarım duruş, yarım kimlik krizi yaşıyoruz. İnsanlarımız, ne inançlarına tam sahip çıkabiliyorlar, ne de çevreye tam uyum sağlayabiliyorlar.

Kimi inancını yaşamak istiyor ama “elalem ne der” diye çekiniyor.

Kimi de çevresine uymaya çalışırken içten içe kendini kaybediyor.

Bir örnek: Başörtüsü takmış ama daracık kıyafetlerle dolaşan kızlarımız…

Örtüsünü otobüste çantasına koyan gençler…

Metro çıkışında askılı elbisesinin üstüne alelacele hırka geçiren kızımız…

Peki neden?

Çünkü bu insanlar örtünmeyi Allah için değil, mahalle baskısı ya da aile zoruyla yapıyor.

İnanç, gönüle sevdirilerek verilmemiş.

Tıpkı hikâyedeki yarım sakal gibi:

Ne tam var, ne tam yok.

Ne doğruya cesaret var, ne yanlıştan kaçış.

Ne köylüye yaranılıyor, ne valiye.

Kimlik Krizi

Bu ikilem sadece kadınlara değil, erkeklere de sirayet etmiş durumda:

• Dindar gibi görünmek isteyen ama lüks tutkunu erkekler...

• Bir yandan başında takkesi, diğer yandan ayağında bin dolarlık ayakkabılar olanlar...

• Evi geçindiremezken son model telefonla gezinenler...

Ev dekorasyonları, düğün salonları, gelinlikler, koltuk takımları...

Hepsi gösterişin altında ezilen bir hayatın yükü olmuş.

Bir koltuk deseni yüzünden ayrılan eşler, bir gelinlik sebebiyle bozulan evlilikler tanıdım...

Ne Yapmalı?

Şu gerçeği unutmayalım:

Açık giyinmek imansızlık göstergesi olmadığı gibi, kapalı olmak da tek başına iman göstergesi değildir Belki,

“ Öz ile söz, iç ile dış bir olmalıdır.”

Kimliğimizle barışık, inancımıza sadık ama başkasını yargılamayan bir duruş gerek.

Zorla değil, sevdirerek, anlatarak, yaşayarak aktarılan bir din anlayışı gerek.


Ayet-i Kerime:

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış apaçık ayrılmıştır. ”Bakara Suresi ,256 )


Bu ayet, imanın ancak kalpten gelen bir kabul ile anlamlı olacağını anlatır.

 Hz. Peygamber Efendimiz sav:


“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”


 Bu hadis, dine davette ve öğüt verirken sevdirmenin, yumuşak davranmanın önemini vurgular.


Bir başka Hadis:

“Allah, yumuşak davrananlara merhamet eder.” (Tirmizî, Birr 16)

Evlatlarınızı devrin şarlarına göre terbiye ediniz. Hz. Ali r.a.

Ahlaki - imani değerler olmasa ne olur? 

“Hayat ise eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse, Hayat zâhirî ve kısacık  bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk lezzetten ziyâde elemler,hüüznler,kederler verir.”  (sözler)

Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün.


Ph.D. Mehmet Rıza Özacar 

Gazeteci Araştırmacı Yazar